Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek

Kitapyurdu Fiyatı: 208,78TL

Ürüne Git
3Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
18.05.2026
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Amerikalı yazar Richard Brautigan’ın artık kült kabul edilen kitabı Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek’i daha önce okuma şansım olmamıştı, ki zaten epeydir de baskısı yoktu. Yeni bir çeviriyle yeniden yayımlanıp Bir Kutu Kitap seçkisinde de yer alınca okuma şansına eriştim. Ve of, çok sevdim, çok. Ben Beat romanlarına biraz mesafeliyimdir, o aşırı Amerikalılık beni biraz yabancılaştırır ancak bu kitap hiç öyle tahmin ettiğim gibi çıkmadı. Ki zaten her ne kadar Beatcilerle beraber yetişmiş, yaşamış, yazın hayatına onlarla girmiş olsa da Brautigan da kendini tam olarak o akımdan saymıyormuş, kitabı okuyunca sebebini anladım. Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, Brautigan’ın intiharından önce yazdığı son kitabı. Bu kitabı yazdıktan kısa süre sonra hayatına son vermiş. Bir çocuğun ağzından yazılmış bir anlatı bu ve o kadar, o kadar iyi yazılmış ki - zaman zaman Onca Yoksulluk Varken’i anımsattı bana dili. (Mesela şu cümle: “Sonra kendini tekrar yahniledi.”) Annesi ve iki kız kardeşiyle yaşayan bir çocuğun öyküsünü okuyoruz. Aile çok yoksul, sosyal yardım alarak hayatta kalıyorlar ve bu nedenle sık sık ev değiştirmek zorunda kalıyorlar. İsimsiz anlatıcımızın yaşadıkları her eve dair bir hatırası var, kitap boyunca yürüyor ve yürürken önünden geçtiği eski evlerinin her birine dair birer hatıra anlatıyor bize; en sondaysa asıl hikayesini; bir arkadaşıyla çürük elmalara ateş etmek üzere bir elma bahçesine gittikleri günü anlatıp bitiriyor. Ne anlattığından çok nasıl anlattığı ama bence mesele. Öyle duru, öyle hüzünlü, öyle keskin, öyle nahif bir dil ki - ve öyle komik! Yazar yoksul bir çocukluğun onca acısını anlatmasına rağmen zaman zaman kelime seçimlerinden ötürü kahkaha atarken buldum kendimi ki bu çok nadir başıma gelen bir şeydir - çevirmen Mustafa Gamlı’nın da bunda payı büyük tabii; çok lezzetli bir çeviriyle okuyoruz kitabı. Dünyaya çocukken yetişkin gibi bakmak zorunda kalmış çocukların, yetişkin olunca tam aksine çocuk kalışlarını muazzam bir dille anlatan, acıya dozunda bir mizahla biraz pansuman yapan, çok güzel, çok biricik bir metin bu. İyi ki okudum.
tumuoamock
Kitapkurdu
24.05.2026
Bir kahve molasında bitirebileceğiniz kadar ince bir kitap ama bıraktığı hüzün zihninizde uzun süre kalıyor. Sayfalar boyunca; ilgisizlik, çevresel etkiler ve takıntılarla şekillenen bir çocukluğun izlerini takip ediyorsunuz. Bir noktada şu soruyu sormaya başlıyorsunuz: Kötülük gerçekten saf hâliyle mi vardır, yoksa biraz da yaşadığımız travmaların bir sonucu mudur? Travmaları yüceltmiyorum elbette. Ancak karakterin zor geçen çocukluğunun onu nasıl şekillendirdiğini görüyorsunuz. Yaşlı dostlar edinen, ölülerden korkmayan, hamburgerlere takıntılı ve silahları seven bir çocuk... Sonuçta o hâlâ bir çocuk. Sayfalar ilerledikçe onu anlamaya çalışıyor, üzülüyor, kıyamıyor; bazen de “Neden?” diye sorarken buluyorsunuz. Yazarın yaşam öyküsüyle de paralellikler taşıyor. İntihar ettiğini ve hayat hikâyesini öğrendiğinizde, özellikle Cem T.'in sonsözünü okuduktan sonra,insanda ayrı bir hüzün bırakıyor. Kısa ama etkili,insanı düşündüren ve buruk bir tat bırakan bir kitaptı.Sevdim.
resul68
Kitapkurdu
26.05.2026
Richard Brautigan’ın kitabı, okuma deneyimi açısından oldukça farklı bir tat bırakıyor. Özellikle kitabın Son Söz bölümünde dilin tanıdıklığını hissetmek ve bunun Cem Tunçer tarafından kaleme alındığını fark etmek, kişisel bir bağ kurmamı sağladı. Bir Kutu Kitap seçkisinin en sevdiğim yönü, çok bilinen eserlerden ziyade daha niş ama okunması gereken kitapları ön plana çıkarması. Yazar adını ilk kez duymak, Beat Kuşağı’nın sansürsüz ve doğaçlama yazı tarzıyla karşılaşmak, bazen düşündürücü bazen güldüren, kimi zaman da ironik bir felsefi yaklaşımı hissettirdi. Kitapta beni en çok etkileyen nokta ise Cem Tunçer’in Son Söz bölümünde bahsettiği gerçek bir olaya dayanması ve Brautigan’ın intiharı öncesinde kaleme aldığı son eser olması. Bunun yanında yaptığı tasvirler ve benzetmeler de oldukça çarpıcı: hamburger mutluluğu, silahların mermi sevmesi, entelektüel ketçap gibi dökülmek, tüpün dibinde kalmış diş macunu gibi zorlanmak…