Büyükada'dan Altunizade'ye uzanan bir serencam, bir zıtlığın Hisar'ın anılarında tekrar biçimlenip kağıda dökülmüş hali. Özenle çizilmiş bir Büyükada tablosunu takiben alafrangalığıyla nam salmış Ali Nizami Bey'le tanışırız. Hisar, beyefendiyi anlatmaya başlamadan önce sanatının temelini oluşturan anı hazinesini ve üslubunu ele alır önce: "Bir geçmiş zamanı böyle bütün hususiyetleri, renkleri, şekilleri ve insanlarıyla göstermek bütün bir felsefe ayarında tutulacak bir muvaffakıyet değil midir? Zira bütün iddialarına rağmen felsefe sistemleri bile, olsa olsa filozofların zamanlarını ve ruhî hâletlerini göstermek ve söylemek değil midir? Siz bütün kâinatın esaslı sırrını bulup asıl hikmetini söylediğini umarsınız. Halbuki ifade ettiğiniz ancak kâinatın bir tek köşesinde, bir an için açmış bir tek ve muvakkat hakikatten ibarettir. İşte, muvaffak olunca, sanat da, en yüksek felsefe gibi, bunu mükemmel olarak gösterir!" (s. 17) Ardından Ali Nizamî Bey'in bütün alafrangalıkları bir bir ortaya dökülür; çapkınlığı, giyimi, musikişinaslığı, çapkınlıkları, her şeyi. Çapkınlık yapmak için kuvvetli akıntılara göğüs gerer, yalıdan yalıya yüzermiş de bana mısın demezmiş.
Anlatıcının çocukluğunda bildiği beyefendi böyle. İkinci bölüm şeyhlik bölümü. Anlatıcı, yıllar sonra Ali Nizamî Bey'le karşılaşır. Beyefendi çok değişmiştir; serveti çarçur olmuştur ve ağır bir rahatsızlık geçirmiştir. Olanlardan sonra yanına çocukluğundan beri kendisiyle ilgilenen Hüseyin Ağa'yı da alır ve Bektaşi babası olarak tekkesine çekilir. Anlatıcıya göre Bektaşilik ruhundan anlayacak kadar ince bir insan olmamasına rağmen başına gelen büyük bir felaket, onun dünyaya daha farklı bir gözle bakmasını sağlar.
"Böylelerinin biraz derince duymak, biraz serbestçe düşünmek için, bir parça buhranlı bir hassasiyete geçmeleri, bira hasta olmuş olmaları lâzım geldiği, fazla ince sayılan bazı his ve fikirlerin ruhlarına ve kafalarına ancak duydukları bir elemin, çektikleri bir ıstırabın delâletiyle ve âdeta geçirdikleri bir hastalığın süzgecinden geçerek gelebildiği hakikati bu defa bu vakada bir karikatüre benzeyen bir katiyet ve mübalağa ile meydana çıkmış, öyle ki âdeta iyiliğin ancak biraz tereddî ve inhitat mahsulü olabileceğini zannettirecek şekilde gözlere çarpmış oluyordu." (s. 54)
Ali Nizamî Bey, akrabaların birer ikişer ortadan kaybolmasıyla yalnız bir hayat yaşamaya başlar. Bütün vaktini ibadete verir, dünya işlerinden elini eteğini çeker. Ölümüyle birlikte bir ihtimal, alafrangalığı zamanında pek korktuğu Karacaahmet'e gömülür. İroni.
Hisar, beyefendinin yaşamının daha gençlik yıllarında kendisine hemen her şeyin gelip geçici olduğu fikrini yerleştirdiğini belirtir. Anıları işleme fikri böyle mevzulardan sonra ortaya çıkmış olsa gerek.
Nefis bir Hisar metni.
Kisacik ama o kadar guzel bir eser ki... Eski Turkce kelimelerin lezzeti bir başka vesselam. Üslup, konu muhteşemdi. Yazarın tüm eserlerini okumak istiyorum, keske tekrar basilsa.. Dört gözle bekliyorum.
Hisar’ın oldukça güzel, okuması keyifli bir metni. Roman diyemiyorum, çünkü merhumun kendisi “Benim yazdıklarıma roman diyorlar fakat hatıradır.” buyurmuştular. Zamanında iyi ki alıp okumuşum, maalesef baskı tükenme sorunu el’an devam ediyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ah Ali Nizami Bey, sen kendine neler yaptın böyle? Adaların çapkını, kıyafetin düşkünü, sosyetik, alafranga Ali Nizami Bey ... Servetin içinde ne oldum delisi olup aklı melekelerini kaybeden beyimiz kendini bir şeyh zanneder ve tek müridi (lalası) ile tarikat kayırır. Kısacık ve çok keyifli bir kitap. Buram buram İstanbul kokar ki bir de keyfine doyum olmaz.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
romanda iki bölüme ayrılabilir havai ve bohem bir hayat yaşayan ali nizam bey ve maddi bir kayıp yaşadıktan sonra şeyh olan ali nizam bey... mükemmel bir eser...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hisar'ın Fahim Bey ve Biz romanını okumuştum 11 yıl önce, bu romanda da yine Fahim Bey gibi tuhaflıkları olan, eşine rastlanması mümkün olmayan Ali Nizami Bey ve onu yaşantısının iki ayrı dönemi yine yazarın gözünden akatarılmış.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okuyunca Abdülhak Şinasi Hisar gibi büyük bir dehanın bu kadar geri planda kalmasına şaşırıyor insan. İstisnasız her cümle büyük bir birikimin ve dehanın ürünü. İyi edebiyat nedir, nasıl yapılır görmek istiyorsanız Ali Nizami Bey'e bir şans verin.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Zira bulduğuna kanmak bulmak demektir. Asıl saadetin (basit, fakat gözden kaçıp unutulan hakikat!) içimizdeki kanaatten ibaret nısbî bir şey olduğu, esastır." s.55, Ali Nizamî Bey'in Alafrangalığı ve Şeyhliği, Abdülhak Şinasi Hisar
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
romandaki karakterlerden Hatçehanımın yeşil olan her şeye basmamak için sakınması çok ilgimi çekti.<br />romanda okurken en çok hoşuma giden başka bir husus; kanaatin gerçekten de en büyük hazine olduğuna dair örnekler içermesi.<br />Abdülhak Şinasi Hisar'ın okuduğum ilk eseri. Bir günde okudum. Şimdi sıra 'Fahim Bey ve Biz'de.
bu roman edebiyat tarihimizde büyükadanın en güzel betimlendigi eserlerden birisidir.nizami beyin büyükadanın nizam caddesindeki köşkünde yasadıgı gösterişli hayatından sonra mirasını tüketip bes parasız ortada kalmasını ve camlıcada bir tekke kurması anlatılır.abdülhak sinası bu eserinde müsrif yasamanın nelere sebep olabilecegini ve hazıra dagların bile dayanmayacagını vurgulamak istemiştir. bu yönüyle gayet ögretici ve ibret verici bir roman niteligi kazanmıstır.