Arap Casusları
İstihbaratın geçmişi ilk sınırların oluştuğu döneme kadar uzanır. İlk sınırlar ilk devletlerin, devletler de savaşların habercisidir. Savaşta başarılı olabilmenin sırrı bilgi toplama ve etkili şekilde kullanma becerisiyle orantılıdır. İstihbaratın en önemli silahı ise casuslardır. Devletler çıkarları gereği kullandıkları bu etkili silahları en iyi şekilde donatırlar. En nihayetinde bilgiyi toplayanın yetkinliği mensup olunan devletin politikasında belirleyici unsur olabilir. Emperyalist Batı’nın yegane hedefi -çoğu zaman olduğu gibi- Doğu’nun zengin kaynakları üzerine yoğunlaştığı için 19. yüzyılın sonlarında artan 1. Dünya Savaşı döneminde zirveye ulaşan istihbarat ve casusluk faaliyetleri özellikle Arapların yaşadığı Ortadoğu coğrafyasına görülür. Zira Batılılar tarafından paylaşılmak istenen hasta adam Osmanlı’nın otoritesinin kaybolmaya yüz tuttuğu coğrafya Ortadoğu’dur.
Arap kavimleri arasında dolaşan ilmi bir misyonun parçası gibi hareket eden asıl hedefleri bölmek, parçalamak ve sömürü düzenine yeni bir hisse eklemek olan Batılı casusların hayatlarının ve maceralarının birçok edebiyat ve sinema eserine konu olduğu bilinir. Ama işin gerçek yüzü bazen kurgu boyutunda işlenen olaylardan daha çetrefillidir. Bu tarz casusluk hikayelerinde gerçeğin tarafına geçilince efsanelerin sıradanlaştığı, basit gibi görünenlerin destanlaştığı bir tablo ortaya çıkar ki asıl gözden kaçırılmaması gereken budur. Yani hiçbir şey aslında göründüğü gibi değildir.
Arap gazeteci Riyad N. Er-Reyyis de 20. yüzyılın başında Ortadoğu’da dengeleri altüst eden sınırları yeniden çizen kopuş ve bölünüşlerde etkili olan Batılı casusların hayatını ve faaliyetlerini mercek altına alır. Zira Er-Reyyis casusların faaliyetlerine derinlemesine eğildiğinde nutku tutulur. Casusların Arap tarihine ve siyasetine etkilerine şahit olan Er-Reyyis, kendi coğrafyasının (Ortadoğu) okul sıralarında bu konulara neden değinilmediği üzerine düşünür. Alandaki eksikliği fark eden Arap yazar, gazeteci kimliğinin verdiği araştırmacı yön ile casusların Arap coğrafyasını hallaç pamuğuna çeviren hikayelerini yazmaya başlar.
Eser her ne kadar gerçeğin iç yüzünü göstermek amacıyla kaleme alınmış olsa da ilk olarak adı ön plana çıkan Lawrence ve Gertrude Bell gibi meşhur casusların aksine, olayların odağında olan, etki güçleri yüksek, fakat adları fazla geçmeyen isimlere yönelir. Böylelikle casusluk faaliyetlerinin birkaç İngiliz aksiyonerin çabası üzerine olmadığı, çok yönlü bir devlet politikasının güçlü bir kadro tarafından uygulandığı kanıtlanmış olur. Sonuçta Batılılar bölgede birbirleriyle bağlantılı büyük bir nüfuz ağırlığıyla ve yetkin istihbarat gücüyle hareket ederler. Misal eserde Lawrence efsanesinin çöküşüne şahit olmak yeni efsanelerin (!) varlığına şaşırmak mümkündür.
Casusların hikayelerinde ilk aşamada göze çarpan yazarın mesleğinin bir gerekliliği olan olay anlatımının öncelenmesidir. Olaylara verilen ehemmiyet bazen kişileri geri planda bırakmaktadır. Bu da yazarın kaynak kullanımı ve gazeteciliğin 5N1K kuralını önemsemesinden kaynaklanmaktadır. Fakat bu anlatım bazen çok fazla teferruatın sayfalara girmesine neden olur. Misal diğer eserlerin aksine casusların kilit faaliyetlerine ek olarak neredeyse Arap coğrafyasındaki bütün hareketleri ortaya konur. Bir harita üzerinden adım adım izlenen casusun bir kabilenden diğerine geçişleri eksiksiz anlatılır.
İkinci bir husus, yazarın kaynak kullanımı ile ilgilidir. Er-Reyyis’in elinde muhtemelen çok fazla kaynak vardır. Ama bu kaynakların arasında esas ağırlığı gazete arşivleri oluşturmaktadır. Çünkü, politikacılar tarafından yapılan beyanatlar, verilen alıntılar gazetelerin haber bültenlerinden çıkmış gibidir. Bununla birlikte ismi geçenlerin anılarına ve hatıralarına ilişkin yazılanların çok iyi sunulduğu aşikardır. Verilerin muntazam birleştirilmesine karşın hangi bilginin hangi kaynaktan alındığı muammadır. Eserin ilmi bir çabanın ürünü olmaması bu eksikliği önemsizleştirmesine karşın kaynak bildiriminin eserin etkisini arttırması muhtemeldir.
Yazarın Arap olmasının da önemine değinmek gerekir. Zira bu tarz eserler bazen ya tarihlerini afişe etmek isteyen Batılılar ya da efsane yaratmak isteyen Avrupalı hamaset sahipleri tarafından kaleme alınır. Hatta Batılılık vurgusu ilmi mecralarda yazılan eserlere dahi tarafgirlik olarak yansır. Bunun Arap camiasına yansıması ise çoğu zaman Osmanlı’yı sömürgeci bazen ise Batıları nötr duruma sokar ki işin aslı hiç de böyle değildir. Özgürlük mücadelesinin Osmanlı’ya karşı verilmesi, Batılıların bütün gizli kötü emellerine karşın buna destek vermesi, Arap algısının kırılma noktalarını oluşturur. Bu tablodan Arap bir yazarın Osmanlı lehine söz söylemesi pek olası değildir. Fakat Er-Reyyis ara ara Batılı jargondan dem vursa da çoğu zaman Osmanlı ve Türklere karşı dikenli bir dile sahip değildir. Tabii bu Batılılara kin nefret Türklere karşı sempati şeklinde satırlara yansımaz. Yazarın bu tavrı objektiflik kaygısı olarak nitelendirilebilir. Ama her şeye rağmen Batılıların gerçek yüzünü göstermek isteyen bir eserde okurun farklı beklentilere girmesi mümkündür. Zira Batılıların kötücül faaliyetleri, Arap şeyh ve liderlerinin yanlışları çoğu zaman eleştiriden azade bir şekilde sunulur.
Müellifin Arap olmasının avantajları da yok değildir. Misal Batılılar tarafından yazılan ilmi eserlerde yapılan yanlışlar- merhum çevirmen Ahsen Batur’un da vurguladığı gibi- tekrar edilmez. Hatta bu konudaki telaffuz hataları vurgulanır. Zaten bu tarz kitaplarda birçok yer ve kabile isminin kullanılmasından dolayı bu tarz hataların önüne geçilmesi elzemdir. Yine sade, açık ve anlaşılır bir dil çevirmenin maharetini kanıtlamaktadır. Ayrıca eserin sonuna eklenmiş konunun başından sonuna kadar ismi geçen şahısların biyografileri okurun işini fazlasıyla kolaylaştırmaktadır. Zira kısa anlatılarda bile çok fazla isim geçmektedir. Olayların kahramanları az çok tanındığı zaman yazılanları daha iyi anlamak olasıdır.
Bu arada daha önce bahsedildiği gibi eserin olay anlatımını öncelemesi dönemin bazı büyük siyasi olaylarının röntgeninin çekilmesini de sağlamaktadır. Olayların gizli taraflarında hangi pazarlıkların döndüğünü bilmek, hangi üstü kapalı faaliyetlerin olduğu öğrenmek, okur için güzel bir tecrübedir. Misal İsrail’in kuruluşuna giden yolun istihbarat boyutu eserde kademe kademe anlatılmaktadır. Yine 1. Dünya Savaşı dönemindeki pazarlıklar sonucunda ortaya çıkan hayal kırıklıkları Arap coğrafyasındaki Batı yandaşlarına ibret olacak tarzdadır.
Er-Reyyis, eserinin ön sözünde şöyle demektedir: “Şu var ki, Avrupalı maceraperestlerin seksen yıl önce başlattıkları oyun günümüzde de bizim topraklarımız üzerinde devam etmektedir. Sadece isimler değişmiştir, ama hedefler eski hedeflerdir (s.11).” Avrupalıların emperyalist hedeflerinin değişmediğini, günümüzdeki olaylar doğrulamaktadır. Batılıların hedefleri değişmediği gibi muhatapları tarafından yapılan yanlışlar da değişmemektedir. Yanlışlar Ortadoğu coğrafyasında hüküm süren devletlerin ve milletlerin kronik hatalarından tebarüz etmektedir. Geleceği teminat altına alan basirete sahip olmak için geçmişin bilgilerine hakim olmak gerekir. Er-Reyyis bilgiyi vermiş, uygulama safhası; hatalara düşmemek ve doğruların tarafında olmak kadar basit…