Voltaire, Fransız Devrimi’ni görmesine ömrü yetmemesine rağmen bu devrimin temel taşı niteliğindeki bir fikir adamıdır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbulu Fethinin ardından Avrupalı halkın ruhban sınıfına karşı güveni iyice sarsılmaya başlar. Bunun üzerine Avrupa’nın gelişmiş şehirlerinde Hristiyan Misyonerleri yetiştiren Cizvit (Jesuit)okulları açılır. Bu okullarda resmen Müslüman halkın arasına yerleştirilmek üzere bölücü, hurafeci, fitneci sahte Müslümanlar yetiştirilir.
Voltaire de aslen bu okullardan birinde yetişmiş olmasına rağmen İslam ve Türk tarihini tanıyınca her ikisinin de özünün Avrupalılara anlatıldığı gibi vahşice insan kanı akıtılarak değil, sevgi ve hoşgörüye dayalı terbiyeyle yayıldığını, iki kültürün de kadınlara o dönemin Avrupa’lı toplumlarından daha çok değer verdiğini farkeder. Bundan dolayı Avrupa’lı ruhban ve soylulara “Türklere ve Müslümanlara hak etmedikleri şeyler söylüyorsunuz. `Türkleri sevmem; fakat, iftiradan o kadar iğrenirim ki, onlara dahi çamur sıçratılmasına katlanamam! ” demeye başlayınca da sürgün cezasıyla tanışır.
Hristiyan okullarında yetişmiş bir Cizvit’in Avrupalı ruhbanları Kuran ayetleriyle yalanlaması, haksız çıkarması şaşılacak bir şey.
Türk – İslam Tarihini tarafsız bir gözle inceleyen bir yazar ve kitap arıyorsanız size Voltaire’i ve yazdığı bu kitabı öneririm.