Bir roman kahramanının hayatı ne kadar mükemmel görünüyorsa, işler onun için o kadar karışacak demektir. Michael Robotham'ın Şüphe romanının kahramanı Joe O'Loughlin için de bu kural geçerli. Londra'da bir hastanenin çatısında kanser hastası bir genci atlamamaya ikna etmesiyle ne kadar başarılı bir psikolog olduğunu keşfettiğimiz, ilerleyen sayfalarda Julianne adlı sevimli eşi ve Charlie adındaki dünya tatlısı kızıyla tanıştığımız ve hayatına imrenmeden edemediğimiz Joe O'Loughlin, kendini elbette yazarın gazabından kolay kolay kurtaramayacak.
Kırk iki yaşındaki, neredeyse tek sorunu yeni başlayan Parkinson hastalığı olan psikoloğun hayatı, dedektif Vincent Ruiz tarafından yardıma çağırılmasıyla değişir. Joe, zaman zaman fahişelere danışmanlık yaptığından, kanalda birçok bıçak yarası almış bir genç kadın cesedi bulunduğunda danışman olarak çağırılmıştır. Cesedin durumundaki gariplik bıçak yaralarının bizzat kurbanın kendisi tarafından açılmış gibi görünmesidir. Joe O'Loughlin, her ne kadar dedektife genç kadının bir fahişe olmadığını düşündüğünü söylese de bu eksik bilgilendirme ilerleyen sayfalarda başına birçok iş açacak ve hatta onu baş şüpheli hâline getirecektir. Çünkü bıçak darbeleriyle delik deşik olmuş genç kadın O'Loughlin'in eskiden birlikte çalıştığı ve bir süre için hastası da olmuş olan, Catherine McBride adlı bir hemşiredir aslında. Neden olduğu çok da belli olmayan bir biçimde bu bilgiyi polisten gizleyen kahramanımız böylece polisiye romanların ikinci en büyük hatasını da yapmış olur; biz de kısa süre içinde kendisini şüpheli listesinin bir numarasına oturtacak bu hareketin sonuçlarını beklemeye başlarız.