Bayıldım bu kitaba. Hayalî bir ülkede bir sınır kasabasında bir sulh hakiminin gözünden, saldıracağı söylenen “barbarlara” karşı başkentten gönderilen ordunun gelişi ve ardından gelişen olayları okuyoruz. Ne çok, ne çok, ne çok şey sığdırmış küçücük kitaba Coetzee. Hep yaptığı gibi insan ruhunun en ahlaksız, en karanlık yerlerine giriyor, hepimizin içinde bulunan “kötü”yle uğraşmaya devam ediyor, anlatıcının şu cümlesi tüm bunların özeti gibi: “içimizdeki potansiyel suçu kendimize karşı işlemeliyiz, başkalarına karşı değil.” Güçlü imparatorluğun “güçlü” kalmak için düşman icat etmeye duyduğu sonsuz ihtiyaç meselesi itibariyle biraz Llosa’nın “Dünya Sonu Savaşı”nı, kurduğu “biz ve ötekiler” ikiliği ve zenofobi meselesi itibariyle de Sanchez Pinol’ün “Soğuk Deri”sini hatırlattı ki ikisi de çok sevdiğim kitaplar. Ve bence kitabın onu okuyan herkese bıraktığı soru şu: asıl barbar kim? Kitabın adındaki “beklediğimiz barbarlar” gerçekten yabaniler mi, yoksa bizzat kitaptaki ordu mu? Varlığı şüpheli bir şiddet tehdidine karşı önleyici şiddete başvuran o ihtişamlı ordu… Cemil Meriç’in aklıma kazınmış şu cümlesiyle bitireyim çünkü bu kitap tam da bu: “şiddete son verecek şiddet, yalanların en alçakçası değilse, vehimlerin en şairanesi…”
Yazar tarihsel ve evrensel bir gerçeği (ırkçılık, sömürgecilik ve ayrımcılık) edebi bir dille ustaca anlatmaktadır. Aslında burada hâkim bir yönüyle adalet kavramını, hukuku ve vicdanı temsil etmektedir. Ve bu kavramları ustaca /detaylı bir şekilde sorgulamaktadır. Demokrasi ve medeniyet getirme adı altında başka toprakları işgal etme, sömürme ve o yerin asıl sahiplerini işgalci ve barbar sayma tarihsel bir olgu. Zulme ve ötekileştirmeye kılıf bulmak, devletin bölünmez bütünlüğünün tehdit altında olduğunu ileri sürerek muhalifleri vatan haini ilan etmek (gerçek demokratik ülkeler hariç) çoğu zaman mümkündür. Bu kategoriye sokulanlara yapılan insan hakları ihlallerini ve işkenceleri meşru görmek/ göstermekte. Sonuçta : “ASIL BARBARLAR KİM” haksız yere zulmeden işgalciler mi? Yoksa toprağın asıl sahibi olanlar mı? Okumaya değer bir kitap. Dili ve üslubu akıcı ve anlaşılır. Filmini de izledim. Kitap okunduktan sonra film izlenirse daha iyi olur.
İlk defa bu yazarın kitabını okudum. Bir topluluğun sırf daha organize ve merkezi oldukları için kendi yaşam standartları dışında yaşayan ve görece zayıf topluluklara, medenileştirme/insanlaştırma adı altında reva gördüğü insanlık dışı muameleyi kurgulamış. Bu topluluklara bir de barbar ismi takılarak semantik olarak "insan"lık ile aralarına bir perde çekiliyor. Sanki başka bir isim takınca insanlıktan da çıkıyorlarmış gibi başta sömürge, adaletsizlik ve işkence olmak üzere her türlü insanlık dışı uygulamayı nisbeten rahat bir vicdanla yerine getirirler. Kitap bunun üzerine "medeni sistem"in içinden bir hakim diliyle bu anlayışı sorgular ve vicdanen aslında barbar denilenlere karşı yapılanların barbarlık sıfatını hak ettiğini düşünür.
Her ne kadar olaydaki topluluklar gerçek olmasa da, birisi çıkıp "hayır bunlar gerçektir, şurada yaşamıştır şöyle olmuştur" dese muhtemelen inanırım, çünkü bu, tarihte ve güncel olarak örneklerini gördüğümüz üzere insanoğlunun evrensel bir gerçeği.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"İçimizdeki potansiyel suçu kendimize karşı işlemeliyiz,başkalarına karşı değil."
Bence kitap bize "Barbar Kim?" sorusunu sordurup üzerine düşünmemizi sağlıyor ve insanın eline koşulsuz bir güç geçtiği zaman neler yapabileceğini de gösteriyor.
J.M. Coetzee'nin Barbarları Beklerken eseri, insanlık, adalet ve iktidarın sınırları üzerine derin bir sorgulama sunan bir romandı. Eser, isimsiz bir imparatorluğun sınır kasabasında geçer ve buranın yargıcının gözünden anlatılır. Yargıcın, imparatorluğun “barbar” olarak nitelendirdiği halkla olan ilişkisi ve onları tehdit olarak gören merkezi yönetimin baskıcı politikalarına karşı mücadelesi, romanın temelini oluşturur. Yazar, iktidarın şiddeti ve yabancı korkusunun toplumsal yapıyı nasıl bozduğunu, kasvetli fakat etkileyici bir atmosferde işler. Roman, bireyin etik sorumluluklarını ve gücün yozlaştırıcı doğasını sorgular. Hem güçlü bir felsefi altyapıya sahip hem de insan doğasına dair evrensel temaları etkileyici bir şekilde işleyen bu eseri okumanızı kesinlikle öneririm.
Kitaptan bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: “Bazı insanlar haksız yere acı çektiğinde, acılarına tanık olanların kaderi bunun utancını hissetmektir.”
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yazar, Batı'yı hem uygar hem vahşi, iki yüzüyle anlatmaya çalışmış, her zaman olduğu gibi vahşet galip gelmiştir. Bugün de değişen hiçbir şey yok. Dünyadaki bütün gözyaşlarının, vahşetin, soykırımların, savaşların başının altında Batı emperyalizmi vardır. Roman boyunca serpiştirilmiş aşk duygusu olayları biraz yumuşatsa da okurken insan yanımızın dayamayacağı bir vahşete şahitlik ediyoruz. İnsanilikle zulüm, iyilikle kötülük, saflıkla kirlenmişlik arasında salınan müthiş bir roman.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
olmayan bir düşman yaratmanın ardından başlatılan ırkçılık ve ırkçılık karşısında duyulan vicdan muhasebesi çok tanıdık gelecek okuyanlara, kaliteli bir okuma olacak. tavsiye ediyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cok cok begenerek okudugum bir kitap oldu. Oldukca surukleyici bir kitap. Zaman zaman vahset ve zalimlik iceren durumlar karsisinda kanim dondu diyebilirim. Masum insanlara yapilan zulumler cok acimasizdi. Herkese okumasini tavsiye ederim