Mustafa Akyol’un “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi? Bundan Sonra Nereye?” adlı kitabı ilk ele alındığında Ortadoğu uzmanı-tarihçi Bernard Lewis'in "Hata Nerdeydi? 300 Senedir Sorulan Soru" başlıklı kitabını çağrıştırıyor.
Ancak hakkını vermek gerekirse Akyol, bu eserinde babası gazeteci-yazar Taha Akyol’dan tanıdığımız analitik, sağduyulu ve objektif bir yaklaşımla, Kürt sorununun çok iyi bir fotoğrafını çekmiş ve bundan sonrası için önemli öneriler getirmiş.
Akyol’un kitabının yarısı, Kürt sorununun tarihine ayrılmış. Tarihsel detayları bir roman akıcılığı içinde anlatan Akyol, Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu içindeki serüvenine büyük yer ayırıyor. Kitapta; Kürt aşiretlerin Osmanlı’ya nasıl gönüllü bir şekilde katıldıkları, İslamiyet’in birleştirici ruhu içinde Osmanlı sultanlarına nasıl sadakat gösterdikleri gözler önüne seriliyor. Akyol, bunları anlatırken hem Kürt milliyetçilerinin “Türk sömürgeciliği” tezini hem de Türkçülerin “Kürtlerin ihaneti” iddiasını üstüne basa basa çürütüyor.
Kitabın içinde Kürt sorunuyla beraber başka ilginç tarihsel gerçeklere de ışık tutulmuş. Bunlardan biri, “Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu mu?” sorusu. Yazar, “Araplar I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya ihanet etti” söyleminin gerçeği yansıtmadığını, İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlı ordusuna başkaldıran Mekke Şerifi Hüseyin’in küçük bir azınlığı temsil ettiğini, Arapların büyük kısmının İstanbul’a sadık kaldığını anlatıyor.
Akyol, buradan hareketle Osmanlı’nın çöküş yıllarında bile aslında imparatorluğun Müslüman unsurları arasındaki dayanışmanın sürdüğünü, “Müslümanlık bilinci”nin güçlü bir şekilde yaşadığını vurguluyor. Kitapta, Kürtlerin I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye safında kahramanca çarpıştıkları da anlatılıyor. Yazara göre bu sadakatte Kürtlerin Ermenistan tehdidinden duydukları endişe kadar, hatta daha fazla, Müslümanlığın rolü var. Atatürk’ün Kürtleri Milli Mücadele’ye kazandırırken son derece “İslamcı” bir dil kullandığını, Kürtlerin de buna olumlu cevap verdiğini, hatta bazı Kürtlerin Mustafa Kemal’e “Mehdi” diye hüsnüzanda bulundukları gibi ilginç detaylar var kitapta. Batılı devletlerle işbirliği yaparak Sevr Anlaşması’na “Kürdistan” maddesi koyduran Kürt entelektüellerin, Kürt din adamları ve yerel liderler tarafından protesto edilişi, Lozan görüşmeleri sırasında Kürt mebusların “Türklerle din ve soy kardeşiyiz, ayrılmayız” deyişi gibi önemli gerçekleri de eklemek gerek.
Daha pek çok olgunun oldukça objektif bir tavırla ele alındığı bu kitabın siyasetçiler, özellikle Kürt Sorunu hakkında bilir görünüp bilmeyenler tarafından mutlaka okunmasını tavsiye ediyorum.