Yazarın doktora tezinden üretilmiş olan çalışma,tek parti döneminde köy üzerine üretilmiş fikirlerin tahlilini yapıyor.Kitabı Taha AKYOL'un tavsiyesi üzerine almıştım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Atatürk "köylü, milletin efendisidir" diyordu. Ama uygulama gerçekten de böyle mi olmuştu. Yazar, Cumhuriyetin ilk yıllarından, tek parti iktidarının son yıllarına kadar olan dönemde, köycülük fikri üzerine eletirel çalışmalarda bulunuyor. Bu çalışmalar içinde en önemli bölümeri de, halkevlerinin ideolojik amaçları, köy enstitüleri ile varılması amaçlanan hedefler, toprak reformunun başarısızlığı, köylülük üzerine kurulu edbi çalışmalardan örnekler içinde Y.K.Karaosmanoğlu, S.Ali ve M.Ş. Esendal'dan örnekler ile iki savaş arasında Avrupa köylülüğü çerçevesinde karşılaştırmalı bir bakış yer almakta. Halk köylerde daha mı kolay yönetiliyor? İnsanları köylerinde tutmak için sanayileşmeye engel mi olmak gerekiyor? Cevaplar kitabın içinde. İnsanları daha kolay yönetebilmek için köyde tutma çabası ile, sanayileşmenin kaçınılmaz baskısı altında kalmış temelsiz politikaların, Türkiye'yi getirdiği noktayı gösterebilen güzel bir kitap.
Türkiye'de halkçılık fikri, üzerinde en az tartışılan ve hesaplaşılan meselelerden birini oluşturur; öyle ki Atatürk ilkeleri olarak ifade edilen altı başlıktan belki de en sıklıkla tahlil dışı bırakılan halkçılık prensibidir. Köycülük akımı ise daha çok halkçılık fikri içinde serpilmiş bir ideolojik söylem olma özelliğini korumuştur. Uzunca bir dönem milliyetçi düşünce ile ittifak içerisine giren halkçılık ve köycülük fikrini, analiz edebilmek için Osmanlının son dönemindeki düşünsel atmosferine göz atmak gereklidir. Asım Karaömerlioğlu, Orada Bir Köy Var Uzakta adlı kitabında, halk ve halkçılık kavramlarının gündeme gelmesinde Jön Türk dönemindeki gelişmelerin önemli bir yer tuttuğunu ifade etmektedir. Özellikle Tatar aydınlarının Rus halkçılığını (Narodnizm) devrimci sosyal içeriğini bir kenara bırakarak Türk milliyetçiliği için kullanılabilir bir malzeme haline getirmelerini örnekleyen yazar, bu bağlamda konuyu İsmail Gaspıralı'dan Yusuf Akçura'ya, Hüseyinzade Ali Bey'den Parvus Efendi'ye kadar geniş bir yelpazede değerlendirmektedir. Köycüler Cemiyet'nin kurulması süreci ve bu çerçevede Halide Edip ve Reşit Galip'in rolü ayrıca Cemiyetin başarısızlık nedenleri kısaca anlatılmıştır. Bağımsızlık mücadelesi sırasında farklı kökenlerden gelen insanları aynı amaç çevresinde birleştirmek maksadı ile başvurulan halkçı söylem, cumhuriyetin ilanından sonra da geçerliliğini muhafaza etmiştir. 1920'li yıllarda dinsel çağrışımlı 'millet' adlandırması yerine yeğlenen 'halk' ifadesi, Karömerlioğlu'na göre mümkün oldukça soyut bir düzlemde tutulmuştur. Halkın bütünüyle kaynaşmış bir toplumsallık olarak tahayyül edilmesi, bu yapının tek parti ile siyasal platformda eksiksiz temsil edilebileceği savını da beraberinde getirmiştir. 1930'lu yıllara gelindiğinde reformlara karşı taşrada beliren lokal direnişler, Menemen Olayı ve Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi, yeni rejimin siyasi elitinin zihnindeki kaygıları arttırmıştır. Bu bağlamda halkçılık ve köycülük düşüncesi, hem kitlelerin hem de aydınların ilgisini ve sempatisini kazanmak için seferber edilmiştir. 1929 Buhranı'nın iktisadi konjonktürü, milli iktisat fikrinin yeniden popülerlik kazanması ve başta Almanya olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yükselen köycü söylemler de bu konuda etkili olmuştur.
Köy ve köy romantizmi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk zamanlarının muteber temalarından biriydi. Köylülüğün neden Türkiye’de uzun süren bir olgu olduğu noktasına kafa yoran yazar, tek parti rejimi boyunca köye ilişkin üretilmiş fikir, politika ve projeleri eleştirel bakış ışığında irdeliyor. İrdelemeye dönemin önemli edebiyatçılarının eserleri de dahil ediliyor. <br />turkuaz