Kitap tek kelime ile "muhteşem" bir hazine niteliğinde.. Bu tür anı kitapları sayesinde şanlı sancağımızın dalgalandığı o vatan toprakları ile aramızdaki bağları kurabilmekte, isimlerini bile duymadığımız bu büyük askerlerimizi tanıyabilmekte, onların cesaretleri, faziletleri ve meziyetleri karşısında hayretler içerisinde kalıp insanlığımızdan utanabilmekteyiz. O isimsiz kahramanlarımızdan Selahattin Günay Komutanımızın Arap topraklarında çeşitli bölge ve görevlerde yaşadıklarını bu anı kitabı olmasaydı ne yazık ki bilemeyecektik! Ve ne yazık ki binlerce askerimizin ve komutanlarımızın çeşitli coğrafyalarda yaşadıklarını da zaten bu tür kitaplar az sayıda olduğu için hiç bir zaman bilemeyeceğiz. İşte bu kitapta Arap topraklarında batılı devletlerin bütün oyunlarına rağmen Araplar'ın büyük bir çoğunlukla Türk'e olan güveni ve sevgisini görecek, isyan edenlerin ise daha çok çöl aşiret ve eşkiyalarından ibaret olduğunu anlayacaksınız. İşte Selahattin Günay Komutanımızın anıları da daha çok bu aşiretlerle ilişkilerini ihtiva etmektedir. Kitabın özü ise son bölümdeki iki kişinin gözyaşlarında gizli:
Biri 400 yıllık son mübarek vatan topraklarından Eski Şam Kalesini gece yarısı bir avuç Türk Askeriyle birlikte iki gözü iki çeşme terkeden Selahattin Günay Bey'in döktüğü gözyaşları, diğeri de 25 yaşlarındaki bir Arap gencin ağaçlıklarda önlerine geçerek Selahattin Bey'in iki elini öpüp: "Ey Türk! Bizi kimlere bırakıp gidiyorsunuz! Arkanızda koca bir tarih bırakıp buradan ayrılıyorsunuz" diye ayakta duramamacasına hıçkıra hıçkıra ağlayarak döktüğü gözyaşları.. Acaba o zaman döktükleri bu gözyaşlarının "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" mısrasında gizlenen "büyük bahar"ın müjdecisi olan rahmet damlalarından olduğunu tahmin edebilirler miydi?.