Şebnem İşigüzel’in Hanene Ay Doğacak’ı yirmili yaşlarının başında yazmış olması gerçekten etkileyici; bu yaşta böylesine güçlü ve cesur bir kalem görmek şaşırtıyor. Kitaptaki öyküler tabu sayılabilecek temalara giriyor ve bugün yayımlanması zor olabilecek bir cesaret taşıyor. Yazarın da bir podcast’te belirttiği gibi, belki bugün aynı özgüvenle yayımlayamayacağını düşünmesi bunu doğruluyor.
Kısa ama yoğun bir kitap; cinselliğin absürt ve alışılmadık biçimlerde ele alınması metinleri hem sarsıcı hem de ilgi çekici kılıyor. Kelimeleri ağır, etkisi uzun süren bir okuma deneyimi sunuyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sıradışı öyküleriyle sizi etkileyecek bazen yok o artık o kadar değil diyeceğiniz türden hikayelerle karşınıza çıkacak. Olay kurguları sizi içine çekecek bir kitap
ilk okuduğumda yeni üniversite öğrencisiydim. Yeni duyduğum kavramlar ilginç gelmişti. Okuduğum en marjinal kitaptı. Sansürlerle doluydu kitap. Ama şimdi bakınca artık herkezin aşina olduğu terimler, olaylar sapkınlıklar. Bugün yazılsa aynı ödülü alırmı bilemem.
Şebnem İşigüzel'in ilk kitabı olan Hanene Ay Doğacak, yazarının cesur üslûbu ve hikâyelerdeki konu seçimleriyle şimşekleri üzerine çekmiş, aynı zamanda yazarını kısa sürede Tükiyeli okura tanıtmıştır. Birçok eleştiriye ve tartışmaya konu olmakla birlikte, çağdaş edebiyatımız için son derece önemli bir yere sahip olan kitap, Şebnem İşigüzel'e kalabalık bir okur kitlesi de kazandırmış, aynı oranda beğeni toplamıştır. Hâlâ, Ş. İşigüzel'in en güzel kitabı denebilir.
Şebnem İşigüzel'i edebiyat dünyamıza kazandıran, 1993 Yunus Nadi Öykü Ödüllü "Hanene Ay Doğacak", İletişim Yayınları'nca on üç yıl sonra yeniden yayımlandı. Kitaptaki dokuz öykünün her biri sağlam, her biri ehil bir kalemin ürünü olduğunu belli ediyor. Gereksiz hiçbir sözcük hatta hiçbir ek dahi yok, öykülerde her kelime yerli yerinde, olması gerektiği gibi kullanılmış. İşigüzel, bu ilk öykü kitabının ardından rotasını daha çok roman ve deneme türüne çevirdi. Oysa öykülerindeki ustalığı yazdığı roman ve denemelerinde bulmak güç. Yazıldıkları günkü heyecanlarından hiçbir değer kaybetmemiş hikâyelerini okuyunca "keşke hep öykü yazsaydı" diye düşünüyor insan. "Hanene Ay Doğacak"taki öykülerin çoğundaki döngüsel anlatım, olay örgüsünü öykü sonunda öyküye başladığı noktaya geri getiriyor. Odağında ensest bir ilişki olan "Bir Öğleden Sonra" adlı öyküde bu durum oldukça bariz. Öykü yazmak ve okumak, diğer edebi türlere kıyasla daha zahmetli, daha fazla emek gerektiren bir iştir. Öyküde sınırlı olan edebi alana yerleştireceğiniz her sözcük üzerinde (diğer türlere kıyasla) daha çok durursunuz. Özellikle öykü yazarken hem ölçülü, hem ekonomik, hem de etkili olmalısınız. Zira öykü okurları daha vefasızdırlar, okumaya başladıkları öyküden kolaylıkla vazgeçip başka bir öyküye atlayabilirler. Öyküyü severseniz, akar gider; berrak bir nehir gibidir, sudur neticede. Hele ki İşigüzel'in öyküleri. Ölüsevicilik, ensest, erkek eşcinselliği gibi tabu konularda kalemini öylesine yetkin kullanmış ki yazar, öyküleri akıp gidiyor okurken. Kıvamlı üslubu, sağlam karakterleri, yer yer sert cümleleri "Hanene Ay Doğacak"ı daha bir okunur kılıyor.
Perdenin diğer tarafına bakarsak, öykü okumanın da kolay iş olmadığını, ciddiyet istediğini; her biri titizlikle işlenmiş sözcüklerin, okurun huzuruna çıkmak için birbirleriyle yarıştığını görürüz. Öykülerindeki sade, etkili cümleleri İşigüzel'i çağdaşlarının arasında farklı bir yere getiriyor. Yaşlı bir eşcinsele hüzünlenirken ya da bir annenin oğluna olan aşkını, morg görevlilerinin kadavralarla ilişkilerini şaşırarak okurken, İşigüzel'in samimi yazma biçimi asla rahatsız etmiyor. Yazma edimiyle ilgilenen gençler bir dönem şiire yığılmışlardı oysa şimdi öykü türünde bir yoğunlaşma mevzu bahis. Nitelikli öykü dergileri yayımlanıyor, görece az da olsa öykü kitapları basılıyor ama okuyan var mı? Amatör veya profesyonel öykü dergilerine yayımlanması için öykü gönderenlerin sayısı, öykü dergilerinin tirajlarından daha yüksek! Velhasıl öykü yazıyoruz ama öykü okumuyoruz. Şebnem İşigüzel'in "Hanene Ay Doğacak"taki öyküleri, bu topraklar dahilinde yazılmış en sağlam öykülerden, bu yüzden öyküye gönül veren-vermeyen her okurun bu kitaba kütüphanesinde yer açması şart. Öykü, dikkatinizi, edebi birikiminizi görece daha fazla isteyen bir türdür. Romanın, denemenin üzerine kuma gelmek istemez hiçbir zaman, edebiyat evinin nazlı küçük kızıdır. "Sevgili Bayan Arvadak"tan "Suya Yazılan Mektuplar"a; kanımca dokuz öykünün en iyisi olan ve kitaba ismini veren "Hanene Ay Doğacak"tan "Şehir Beni Terk Etti"ye kadar İşigüzel'in her öyküsünün, öykülerindeki her sözcüğün kıymeti bilinmeli, titizlikle okunmalı.
Şebnem işigüzel gerçekten sade bir dil kullanmış kitabında bu yadsınamaz bir gerçek konular oldukça etkili seçilmiş. Hatta uç noktalar işlenmiş. İnsanda ister istemez bir merak ve heves uyandırıyor bu çok doğru. Ama toplumumuzun bir öz benliği var kendi prensiplerimiz var büyüklerimize duyduğumuz sevgi küçüklerimize duyduğumuz şefkat var bütün bunlar yüzünden onun anlattığı ensest ilişkileri beğenerek okumak mümkün olamaz. Bir anne ile oğulun bir baba ile kızın ilişkisine sıcak bakılamaz. Ne kadar güzel kelimeler ne kadar etkileyici cümleler kursa da bunları okumak insana zevk vermiyor. Keşke yaratıcılığını bunlarla harcamasaydı. Yetenekli biri olduğunu düşünüyorum umarım başka konularda yazarsa çok daha başarılı olur. bunu ilk öykü kitabı olmasına yaşının daha yirmi olmasına (o zamanlar) bağlıyorum.