“Doğu Roma İmparatorluğu” olarak başlayan ve Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu ve Mısır’a hakim olan devlet, milattan önce 660 yılında Megaralı Yunan koloni reisi Vizas tarafından kurulup “Vizantion>Bizans” adını alan, daha sonra da imparator Constantinus I (saltanatı: m.s. 303-337) tarafından geliştirilen ve kendisinin adıyla anılmaya başlanan Konstantiniyye’yi (Constantinupolis>İstanbul) başkent olarak kabul etti. Önceleri putperest olan bu imparatorluk sonradan Hristiyanlığı din olarak seçti. İsmi de başkentin en eski kurucusuna izafeten “Vizas>Bizans” şeklinde değişti ve Bizans İmparatorluğu olarak varlığını sürdürmeye devam etti.
Hz. Peygamber devri Arapça’sında kullanılan “Rum” kelimesiyle Araplar, hem Romalılar’ı ve hem de onların devamı olan Bizanslılar’ı kastederler. Yani bu isim her ikisi hakkında müşterek olarak kullanılmaktadır.
Doğu Roma İmparatorluğu’nun devamı olan Bizanslılar da Araplar’la iyi ilişkiler içinde olmaya devam etmişler, yarımadaya fiilî müdahalede bulunmamışlardır. Ancak siyasî çıkarları gerektirdiğinde burada cereyan eden olaylara karışmaktan ve bazı şahısları yönlendirmekten de geri kalmadıkları görülmektedir. Muhtemelen Teodosius I (saltanatı: m.s. 379-395) Mekke’de yönetimi ele geçirmesi için Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusay’a yardım etmişti. Milattan sonra 600 yılları civarında Hristiyanlığı kabul ederek Hicaz’dan İstanbul’a giden Osman b. Huveyris isimli bir şahsı, Bizans İmparatoru bölgeyi idare edecek büyük yetkilerle donatmış ve geri göndermiş, ancak bir sonuç alamamıştı. Aslen Medineli olan ve Hristiyanlığı kabul ederek rahipliğe kadar yükseldikten sonra sık sık Bizans’a gidip gelmeye başlayan Ebû Âmir isimli bir Arap da, milâdî 630 yılında Bizans’a karşı Tebük seferinin hazırlıklarının yapıldığı günlerde, Bizans’ın yönlendirmesiyle Medine’de yaşayan gayr-i müslimlere Hicaz’ı Bizans ordularına istilâ ettireceği haberini göndererek isyana teşvik etmiş ancak teşebbüsü sonuçsuz kalmıştır.
Miladî VII. asrın başlarında Arap Yarımadası’nın kuzey-batı tarafları Bizans İmparatorluğu’nun elinde idi ve buralarda yaşayan Kelb, Tağlib, Lâhm, Cuzâm ve Kudâa kabileleri bunların idaresi altında idiler. Ancak Bizans’ın bunlar üzerindeki hakimiyeti fiilî değil göstermelik idi. Bizans devleti, bunlardan faydalanmak bir yana dostluklarını kazanmak ve rahat durmalarını sağlamak için kendilerine her yıl 15 kilo kadar altın dağıtmak mecburiyetinde kalıyordu. Devlet bütçesine ağır yük getiren bu uygulamayı İmparator Heraklius (saltanatı: m.s. 610-641), göçebe Araplar’ı idare eden Gassânî krallığını Bizans devletinden ayırmak suretiyle ortadan kaldırmış, ancak
bu durum, Bizans İmparatorluğu’nun Araplar’la olan iyi ilişkilerinin bozulması sonucunu doğurmuştu.
Miladî 611 tarihinden sonra İranlılar Kuzey Arabistan’ı istilâ ettiler ve 612’de Antakya’yı, 614’te Şam’ı, 615’te de Kudüs’ü ele geçirdiler. Zor durumda kalan Bizans devletini İmparator Heraklius’un gayretli çalışmaları kurtardı. İmparator önce devleti düzene soktu, sonra da bol vaatlerle kalabalık ve güçlü bir ordu toplayarak İran üzerine yürüdü. Miladî 627 yılında İran ordusunu Irak’ta bulunan Ninova şehri yakınlarında perişan etti. Böylece Suriye ve Filistin’i yeniden hakimiyeti altına aldı.
İran’a karşı savaşa çıkarken, galip geldiği takdirde şükür borcu olarak Kudüs’ü ziyaret etmeyi adayan İmparator Heraklius miladî 628 yılında Kudüs’e geldi. Onun burada bulunduğu günlerde kendisine Hz. Peygamber’in İslâm’a davet mektubu ulaşmıştı. İslâm kaynaklarında belirtildiğine göre o İslâmiyet’i kabul etmeye karar vermiş, ancak çevresinden gördüğü sert tepkiden dolayı müslüman olmamıştır.
Hz. Peygamber devrinde müslümanlarla Bizans İmparatorluğu arasında savaşlar da oldu. Miladî 629 yılında Zeyd b. Hârise kumandasında Kuzey Arabistan’a gönderilen bir ordu, Mûte’de kalabalık bir Bizans ordusu ile karşılaştı ve kanlı bir savaş cereyan etti. Burada Zeyd dahil müslümanların üç kumandanı şehid düşmüştür.
Hz. Peygamber’in miladî 632 yılında vefat etmesinden sonra yerine geçen Hz. Ebû Bekir ve Ömer dönemlerinde (m.s. 632-643) İslâm ordularının peş peşe kazandıkları zaferlerle Suriye ve Filistin baştan sona fethedildi. 635’te Şam, 637’de de Kudüs müslümanların eline geçti. Böylece asırlardan beri süren Bizans’ın Kuzey Arabistan’daki hakimiyeti sona ermiş oldu.
Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, milattan önce 63 tarihinden itibaren Araplar Romalılar’la, daha sonra da onların devamı olan Bizanslılar’la komşu durumuna gelmişler ve genelde iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Gerek Roma İmparatorluğu ve gerekse Bizans devleti zaman zaman Araplar’ı ve Arap Yarımadası’nı hakimiyetleri altına almayı düşünmüşler, hatta bu maksatla değişik tarihlerde teşebbüse de geçmişlerse de bunu hiçbir zaman tam manasıyla başaramamışlardır. İslâmiyet’i din olarak seçtikten sonra güçlenen Araplar daha Hz. Peygamber devrinde Suriye ve Filistin’e yönelmişler ve buradaki Bizans hakimiyetini ortadan kaldırmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Ancak Bizans’ın Kuzey Arabistan’dan çıkarılışı Hz. Ömer devrinde olmuştur.
Asırlarca iyi bir şekilde sürmüş olan “Arap Yarımadası-Roma ve Bizans İmparatorluğu İlişkileri” sonucunda Arap Yarımadası’na çeşitli maksatlarla bir çok Roma ve Bizans vatandaşı gelip gitmiş, bunların bir kısmı da yarımadanın değişik yerlerine yerleşmiştir. Hz. Peygamber devrinde Hicaz bölgesine özellikle Mekke ve Medine’ye yerleşmiş Bizanslılar veya Araplar’ın ifadesiyle “Rûmîler=Rum asıllılar” vardı. Bunların bir kısmının Hz. Peygamber’le görüştüğü ve kendisinin davetiyle İslâm’a girerek sahâbe arasına katıldığı bilinmektedir.