İnsanlar arasında olması gereken dostlukların azalması, yine ona bağlı öfke, hiddet ve düşmanlıkların artması çoğu kez sevgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanları rahatsız eden yanlış düşünce, yanlış fiil ve davranışlar ile onlardan doğan kötülüklerin tek sebebi de yine sevgisizliktir. Bu bakımdan, günümüzde yaşadığımız rahatsızlıkların yok edilmesi için Allah rızasına dayanan sevgi pınarını herkesin gönlüne iyice akıtmamız gerekmektedir. İşte Anadolu insanının en bunalımlı dönemlerinde, ilahî sevgi metodu esasına dayanarak insanlara ışık tutanlardan manevi önderlerden biri de Hacı Bayram Veli'dir. Alıntılar şöyle:
Toplumla iç içe olan yönü ile Hacı Bayram Veli, hiçbir zaman Allah Eri olmaktan geri kalmamış, daima O’nun huzurunda imiş gibi, ihsan kalitesiyle kulluğuna devam etmiştir.
Onun imrenilecek sosyal, ekonomik, ahlakî, dinî, ilmî yönünün altında yatan sır, şüphesiz ki sufizmin insan yetiştirmedeki kabiliyetinde aranmalıdır. (s.xıı)
Hacı Bayram Veli’nin bulunduğu sosyal çevredeki misyonu, Allah’tan aldığı sevginin itici etkisiyle, bıkmadan yılmadan, bütün bir ömür boyu çaba sarfetmiş, insanları ve dolayısıyla toplumu olgunluğa yükseltmeyi hedef edinmiştir. (s.4)
Hacı Bayram, hac vazifesini ifâ ettiği için ‘Hacı’ ünvanı verilmiştir. İdari ve siyasi bir görev almadığı halde Paşa ünvanını nereden almıştır? Osmanlıların kuruluş döneminde, bir ailenin en büyük oğluna ‘paşa’ lakabı verilirdi. (s.13) Şeyhi Ebu Hamid (Somuncu Baba), ilk defa bir Kurban Bayramı karşılaştığı günün hatırasına "Numan olan adını ‘Bayram’ olarak değiştirmişti. (s.14)
Hacı Bayram Veli’nin maneviyat eğitimini yaptıracağı binayı, bir Hıristiyan tapınağının bitişiğine kurması, onun geniş dini hoşgörüsünün eseri olsa gerektir. (s.23)
Sultan II. Murad, bu büyük veliye sevgisi sebebiyle, müridlerini vergiden affetmişti. Bir mektupla Sultan, ondan hakiki dervişlerle sahtelerini ayırt edip, gerçek müridlerin adlarının merkeze bildirilmesini istedi. Bu büyük olgun insan, sahte ve gerçek müridleri birbirinden ayırabilmek için ince, hakimane bir imtihan hazırladı. Ancak bu imtihan ağır ve oldukça zor bir imtihandı. Hacı Bayram bütün müridlerine Kanlıgöl’de toplanmalarını emretti. İşte bu mevkide, Hacı Bayram Veli’nin bütün müridleri bir pazartesi günü toplandı. Her yer insan kaynıyordu. Namazgahın tam ortasında, büyük bir Yörük çadırı kurulmuştu. Acaba, Hacı Bayram kendilerini nasıl bir imtihandan geçirecekti? Kısa bir bekleyişten sonra, bu insan-ı kamil, müthiş açıklamayı yaptı: ‘Bugün, hanginiz beni daha çok seviyor, onu anlamak istiyorum. Beni sevenler, bu çadırın içine girecek, onları kurban edeceğim.’ Hacı Bayram, hemen atından indi, çadıra girdi. İçeride kellesini verecek hakiki müridleri beklemeye başladı. Önce, içeri bir adam girdi. Ardından, çadırdan dışarı oluk gibi kanlar aktığı görüldü. Ardından bir kadın girdi. Yüne kanlar aktı. Bunu gören kalabalık dehşete kapıldı. ‘Şeyhimiz çıldırdı’ diyerek çabucak orayı terk ettiler. Hacı Bayram, içeri girenleri kesmiş değildi. Geceleyin çadırın içerisine birkaç baş koyun bırakılmıştı. Hacı Bayram, işte o koyunları kesmiş bulunuyordu. Bu büyük aziz, Edirne sarayındaki II. Murad’a bir mektup yazarak, gerçek manada mürid sayısının bir buçuk olduğunu bildirdi.(s.30)
Tasavvuf, yapısı bakımından bu tür istismarlara son derece müsaittir. Her devirde tasavvuf yolunun istismarcıları olmuştur ve ne yazık ki hala da olmaktadır. Bu durumda tasavvufu, Kur’an’ın ruhuna bağlı olan ve bağlı olmayan diye ikiye ayırmak gerek. Gerçek tasavvuf insanları sömürmez, şöhret peşinde değil, insanlara ve bütün mahlukata hizmet peşinde koşar. Tasavvufu gerçek manada yaşayan kişi muma benzer, sürekli verir, almaz. Işıtır ama kendini yer bitirir. Kimseyi kendisinin kölesi kabul etmez. Sevgi ve umut dağıtır, yaralı gönülleri tamir eder, yetmiş iki milletin dilini anlar, yetmiş iki millete tek gözle bakar, başkasını taşır, kendisin başkasına taşıtmaz. İyiliği teşvik eder, kötülükten men eder. Yaşar, yaşatır, sever, sevdirir. (s.30)
Hacı Bayram, Anadolu’da dil ve kültür birliğinin sağlanması için, Türkçe eserler yazılmasında, Lemeat ve Gülşen-i Râz gibi eserlerin Türkçeleştirilmesinde etkili olmuş, kendisi de halkın anlayacağı dilden, şiirler yazmıştır. Devrinde Arapça ve Farsça eser vermek revaçta iken, Hacı Bayram’ın halk ile diyalog kurabileceği Türkçeyi tercih etmesi, belli bir misyona delalet eder. Bu misyon, Anadolu’da dil birliğinin sağlanması, Türk kültürünün hakim olmasıdır. (s.110)
Hacı Bayram Veli’nin dikkat çeken orijinal bir yanı da, müridlerini el emeği ile geçinmeye, toprağa bağlamaya ve sanata yönlendirmesidir. (s.111)
Tarihi ve içtimai açıdan üzerine düşen misyonun bilincinde olan Hacı Bayram Veli, mutasavvıf olarak dünyayı red ve terk yerine, onu imara ve ıslaha yönelmiştir.
Hacı Bayram Veli’yi bu derece üstün kılan şey, bilim ve tasavvufu birleştiren bir sufi olmasıdır. (s.114) Hacı Bayram Veli’nin örnek bir sufi tipini temsil etmesi, etrafında çok sayıda insan toplanmasına ve onların olumlu yönde mesafe kat etmesine sebep olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde, tasavvuf mektepleri, genel olarak, gerçekten faydalı hizmetler vermişlerdir. Osmanlı Devleti’nin yıkılış dönemindeki yozlaşmalar, Abdulhakim Arvasî’ye ‘tekkeler, zaten kendilerini kapatmışlardı’ dedirtecek boyutlara ulaşmıştı. (s.115)
Abdulkadir Geylanî’ye yüce makamlara nasıl ulaştığı sorulduğunda ‘biz, namaz, oruç, nafile vs. gibi ibadetlerle değil, insanlara hizmet, onlara yardım, onlardan gelen belalara sabırla bu duruma geldik’ cevabını vermesi cidden düşündürücüdür.
Sami Efendi’nin ifade ettiği gibi kalb-i selim (hastalıklarsan, nefsin kirlerinden arınmış kalp) başkasına kötülük ve eza vermemek, başkasının eza ve kötülüğüne de sabretmek. Birincisi kolaydır. İnsan kendisine hakim olabilir, zira iradesi kendi elindedir. Ama, ikincisi çok zor. Zira ondan gelecek olana engel olmak mümkün değil; onun iradesi, sizin iradenizin dışındadır.” (s.116)