Eserlerinden gerçek bir Ortodoks Hristiyanı, dindar olduğu anlaşılan Lev Nikolayeviç Tolstoy, bu eserinde Allah’ın insanlara verdiği en güzel duygunun sevgi ve merhamet olduğunu ve hayatı da bu iki güzel duygunun egemenliğinde var ettiğini vurguluyor. Ona göre susuzluk ve açlığın hakim olduğu bir Dünya ne kadar yaşanamaz bir haldeyse, sevgisizlik ve merhametsizliğin hakim olduğu bir Dünya da o kadar yaşanamaz bir hal alır. Bu nedenle hikayelerde Hristiyan kültür temel alınsa da anlatılanlar İslam inancıyla örtüşmektedir.
Ben bu eseri okuduktan sonra şöyle özetledim: Allah insanlara akıl, irade ve vicdan vermiş ve vicdanları da sevgi ve merhametle doldurmuştur. Allahın en büyük emri kullarının birbirlerine sevgi ve merhametle yaklaşmalarıdır. Yeryüzünde Allah’ın belirttiği huzur ve adalet yalnız sevgi ve merhametle vücut bulacaktır. İnsanlar barış içinde yaşamak istiyorsa sevgi ve merhamete muhtaçtır. Yazar bunu eserindeki şu sözle ifade ediyor: “insan anasız, babasız yaşar da Allahsız yaşayamaz”
En güzel ibadetin bu iki duyguyla yaşamak olduğunu belirtmek için ise İncil’den “Tanrı’yı seviyorum deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görünmeyen Tanrıyı sevemez” sözünü alıntılıyor. Tıpkı Yunus Emre’nin “Yaratılanı sevdik, yaratan’dan ötürü” dediği gibi.
Bu eserin yanısıra Tolstoy’un şu eserlerini de okumanızı öneririm: Din Nedir?, Sevginin Olduğu Yerde Allah Vardır, Hacı Murat, Muhammed