II. Dünya Savaşı sırasında trenler. Almanya yenilirken, savaşın sonu yaklaşmışken mühimmat yüklü bir trene sabotaj. Hrabal'ın renkli karakterleri olabildiğince komik ve bombacı. Olaylar da bir garip; sokağın, göğün aydınlanması her şeye rağmen yaşamın kutsanışı gibi gözüküyor, gerçekte Dresden bombalanıyor. Dresden yanıyor, tarihin en acı toplu katliamlarından birinde insanlar önce yanarak sonra boğularak ölüyor. Vonnegut'ın mezbahada hayatta kalışını düşünüyorum, üzerinde binlerce insan ölürken o aklının son kırıntılarını korumaya çalışıyordu. Hrabal da uzaktan görüyordu olanları.
İstifçiliğin yararları yok değildir ama en büyük zararı sanırım dünyayı kasıp kavuran savaşlara yol açmasıdır. Zira Avrupa'nın dinlerce, dillerce, pek çok kalemce anlatılan parçalı yapısı denge bozulmasına gelemez. Öfkenin birikmemesi herkes için hayırlıdır. On kömür madeniniz varsa beşini kardeşinizle paylaşınız.
İlk büyük savaşta Alman tanklarını telkin yoluyla durdurmaya çalışan hayalperest atayı da anmadan olmaz. Başı koptuğu gibi tankın paletine yapışmıştır, böylece dünyayı ileri ve geri, aşağı ve yukarı zıtlıklarıyla görebilmiştir. Sonuç olarak doğaüstü bir hadise gerçekleşmediği sürece savaşlar yaşanacaktır. Hrabal savaşı yaşanmamış kılmak istiyor olabilir mi? Mailer'dan Heller'a onca yazar, savaşı kopuk uzuvlardan absürt saçmalıklara kadar pek çok yönden ele almıştır ama Hrabal kadar mizahi bir şekilde anlatanı var mıdır, bilemiyorum. Bir geçmişlik, kurşuna dizilmeden öncesinin son esprisi... Savaş aslında komik bir şeydir, kim insanların bu kadar aptal olabileceğini tahmin edebilirdi ki?
Hrabal'ın Kitabı'yla kıyısından yakalamıştım, bununla birlikte elde var bir.
savaşın absürtlüğünü ve çelişkilerini insanın yüzüne yüzüne vuran bir kitap...
“Evinizde oturup kalsaydınız ya götünüzün üstünde...”
Çek yazar Bohumil Hrabal’ın daha önce okuduğum iki kitabını da çok sevmiştim, küçük novellası Sıkı Kontrol Edilen Trenler’de de durum değişmedi. Her şeyle alay eden, savaşın absürtlüğünü ve çelişkilerini insanın yüzüne yüzüne vuran bir kitap, yukarıda alıntıladığım son cümlesi de zaten bunu gösteriyor bence. Hakeza kitabın adı da aynı şekilde: sıkı kontrol edilen trenler sıkı filan kontrol edilmiyor, ki zaten bütün mesele de bu.
1945 yılındayız, İkinci Dünya Savaşı’nın son günleri. Almanlar yavaş yavaş yenilgiye doğru ilerlerken biz Çekoslovakya’da, sınıra çok yakın bir tren istasyonundayız. İstasyonda çalışan genç ve bakir Miloş’un ağzından dinliyoruz hikâyeyi. Karşısına çıkan her kadınla flört eden istasyon şefinden telgrafçı kıza, kendiyle kafayı bozmuş müdürden kazları hamurla beslemeye kafayı takmış karısına bir dizi tuhaf karakterimiz var. Anlatıcımız Miloş da tuhaf elbette; koca, yıkıcı savaşın göbeğinde kim olduğunu bulmaya çalışan, ziyadesiyle duygusal, kendi hislerini ve bedenini tanımaya çalışan bir genç adam.
İkinci Dünya Savaşı’nın en sarsıcı olaylarından olan meşhur Dresden Bombardımanı’nın da anlatıldığı kitap, bir savaş romanına göre epeyce de komik. Hrabal küçük küçük detaylarda sistemi, savaşı, bürokrasiyi öyle güzel alaya alıyor ki. Okuyanlar herhalde kalçaya basılan istasyon mühürlerini hiç unutmayacaktır, ben unutmayacağım en azından!
Miloş’un kendi erkekliğine dair sorgulamaları da bence ayrıca nefisti. Etrafı ölü bedenlerle çevrili bir genç adamın kendi bedeniyle kurduğu / kuramadığı ilişkiyi, bunun ona ettiklerini müthiş incelikli biçimde anlatıyor yazar.
Ve tabii finali - spoiler olmaması için bir şey demiyorum ama unutulmaz bir finalle bitiyor hikâye.
Ezcümle, çok severek okudum. Beni Hrabal ile (tabii ki) Milan Kundera tanıştırmıştı. Keşke başka eserleri de dilimize çevrilse de, ilişkimizi derinleştirebilsek temennimle bitireyim.
“Gürültülü Yalnızlık” ile tanıştığım Çek yazar ile iyi bir başlangıç yapmamıştım. Ama bu kısa romanını çok beğendim. Mizah en iyi direnme yöntemidir, kara mizah ile buna düşünme eylemi de ekleniyor. Hrabal kara mizahı mükemmel kullanarak 2 Dünya Savaşını, Almanları, kendi vatandaşlarını, bürokrasiyi, insan karakterini sarakaya alıyor. Keyifle okunuyor, öneririm.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kısa bir roman olmasına rağmen; çeviriden kaynaklandığını düşündüğüm sıkıcı bir roman. 2.Dünya savaşında bir tren kontrol noktasında geçen olayları anlatıyor. Benim beklentimi karşılamadı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde, dünyanın tam ortasında olduğuna inanacağınız bir tren istasyonu ve varoluşun nedenlerini sorgulayan ergenliğin sonunda bir genç. Okuyun ve okutun efendim...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaşa ve savaşın getirisi olan gündelik yaşamın sert koşullarına masum ve çocuksu bir şekilde bakan, Çek cumhuriyetinin en önemli edebi eserlerinden biridir bu kitap.
Bir kasabanın tren istasyonundaki hayatı, İkinci Dünya Savaşının ve Miloş'un gözünden anlatılıyor.İstasyon görevlisi Miloş,hayatla ve bilhassa kadınlarla olan muhabbetlerini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Savaşın yıkım halleri, insansızlaştırması, kayıpları, hafif bir ironi ve tren dumanları arasında anlatılıyor.