Kitap; kendini tanıma, iletişim becerileri kazanma, mutluluğu elde etme gibi kişisel gelişim konusunda yardımcı olan eserlerden birisi. Şunu belirtmek isterim. Kişisel gelişim kitapları bir çok yönüyle var olanın adeta değişik ifadelerle sunumu şeklinde görünüyor. Mesela bu ve buna benzer kişisel gelişim kitaplarındaki ‘kendini tanımak’ ifadesi hadis diye meşhur olan “Nefsini/kendini tanıyan Rabbini tanır” sözünün bir başka şekilde ifadesinden başka bir şey değildir. Yine cemaatleşme tabirini toplumla iç içe olma diye ifade edilmesi de bundan farklı bir şey değil. Yine kişisel gelişim konusunda insanın gücü tükendiğinde nereye sığınılacağı/duanın fonksiyonu da açık bırakılmış. Mutlu olmak için asıl olması gereken, Allah'la olan yakınlığımızı/dostluğumuzu artırmaktır. Bu dostluk ve sevgi arttıkça insan, mutluluk ve huzuru yakalayabilir. Kişinin kendisini ve muhatabını karakter yönüyle tanıma konusunda yardımcı olacak bir eser olarak gördüm ve tavsiye eder hayırlı okumalar dilerim.
Kitaptan alıntılar şöyle: Gerek iş hayatında, gerek özel hayatımızda, hatta kendimizle olan iletişimimizde ‘mutluluk’ büyük ölçüde ‘iyi ilişkiler kurabilme yeteneğimize’ bağlıdır. Herkes çok iyi bir iletişim ustası olmayabilir; ama en azından çevresiyle olan ilişkilerinde bazı bilgileri öğrenerek iletişim çatışmaları yaşamadan hayatını ‘mutlu’ bir şekilde sürdürebilir. İnsanlar arasındaki sürtüşmeler, genellikle kişiler arasındaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. İnsanların kendi karakterlerini daha iyi tanıyıp anlamaları ve etraflarındaki bireylere iyi iletişimde bulunmaları sonucunda toplum, maddi ve manevi anlamda pozitif değerler kazanacaktır. Unutmayalım ki toplum, bir zincire benzer. Bir zincir, halkasının en zayıf olduğu yerden kopar. Zincirin kopmaması için onu oluşturan her halkanın sapasağlam, güçlü ve mükemmel olması gerekir.(s.11) İnsanlar hayatlarına bir şekil verebilirler; ancak yapılarındaki temel özellikler değiştirilemez. Burada önemli olan, insanların hayatını kişiliklerine ve yapılarının temel özelliklerine uygun olarak nasıl değiştirebileceğimizi bilmektir. Mesela bir eser yapmak istersek, bunun için hammaddeler çeşit çeşittir. Mermer, elmas, granit gibi. Eserimizi oluştururken bunlardan birini seçeriz. Fakat, burada biz bir mermeri aldığımızda ne kadar çabalarsak çabalayalım bunu bir elmasa çevirebilir miyiz? Tabi ki hayır. Biz ancak mermeri alır, zımparalar ve ona bir şekil verebiliriz. Ama hammaddeyi değiştiremeyiz. (s.14) Unutmamalıyız ki gerek toplumda, gerek aile içinde ve gerekse modern organizasyonlar içinde hemen her pozisyonda ‘başkaları ile iyi ilişki kuma becerisi’ başarının çok önemli faktörü haline gelmiştir. Yani iletişimin ‘olmazsa olmaz’ı insanlarla iyi ilişkiler kurabilme becerisidir dersek abartmış olmayız. Bu beceri de insan karakterlerini tanımaktan geçiyor. Kendimizi anlamamız, gerçekten kim olduğumuzu, neden böyle davrandığımızı, olumlu yönlerimizi, onları nasıl güçlendireceğimizi ve olumsuz yönlerimizle, onları nasıl olumluya çevireceğimizi bilmek, bu karakter özelliklerimizi bilmemizden geçiyor. Kendimizi tanımadan, kişiliğimizi geliştirmeden başkalarıyla geçinmeyi öğrenemeyiz. İçimizdeki kaynakları fark edip en iyi şekilde kullanmayı bilirsek potansiyelimizin boşu boşuna akıp giden bir su gibi ziyan olmasına da izin vermeyiz. O suyun önüne bir baraj yapar ve onu kendi lehimize kullanabiliriz. Böylece hayatı ve insanları olduğu gibi kabul edecek ve aslında farklılıkların bir yap-bozun küçük parçalarının yerine konduğunda meydana getirdiği anlam gibi çok şeyler ifade ettiğini fark edeceğiz. Parçalar farklı ve bu farklılık iyi bir şey; çünkü bizler puzzle’ı ancak bu farklı parçalarla bütünleştirebiliriz. İnsan başkalarının karakterini tahlil etmeden önce kendi karakterinin özelliklerini, olumlu ve olumsuz yönlerini yakından tanımak zorundadır: Yunus Emre’nin dediği gibi: ‘İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Bu nice okumaktır.’(s.15-16) İsmail Dümbüllü bir gün sahnedeyken bir seyirci sahneye salatalık atar. Dümbüllü salatalığı eline alır, seyircilere döner ve şöyle der: ‘Biri kartvizitini gönderdi.’(s.42) Bir gün Metin Şentürk’ün ayağı kırılır, sargılar içerisinde ayağını uzatmış oturuyorken bir tanıdığı ziyarete gelir ve sorar: Nasılsın Metin? Metin Şentürk kendine has üslubuyla cevap verir: ‘Kör topal idare ediyoruz abi!’(s.96) Motivasyon, en basit tanımlama ile bir kişiyi harekete geçirmeye ve bir şeyler yapmasını sağlamaya yarayacak teşvik edici unsurdur. Motivasyonun iki yönü vardır: Birincisi istediğimiz sonuçlara yakınlaşma niyeti; ikincisi ise istemediğimiz sonuçlardan uzaklaşma niyetidir. Buna göre motivasyon: a.Acıdan kaçınma yönünde b.Zevk duyma yönünde gerçekleşir.(s.105) Hangi karakterden olursanız olun her bir karakterle uyum içinde yaşamanız mümkündür. Önemli olan hangi karaktere sahip olduğunuz değil, diğer karakterdeki insanları tanıyarak onlarla ne derecede uyum sağladığımızdır. Eğer herkesi kendiniz gibi görüp size davranılmasını istediğiniz gibi davranırsanız iletişimde başarılı olamazsınız. İletişimin altın anahtarlarından biri, karşınızdaki kişiye onun arzu ettiği gibi davranmaktır.(s115) Hangi karakterde olurlarsa olsunlar insanlar hata yaptıklarında onları eleştirme eğilimi hepimizde vardır. Ancak önemli olan, eleştiriden ziyade bu eleştiriyi nasıl yaptığımızdır. Eleştiriden maksat, kişiyi incitmeden yaptığı hatalı davranışı ona anlatmak ve bir daha yapmamasını sağlamak olmalıdır.(s.126) Unutmayın ki hayatta iki şey paylaşıldıkça çoğalır: Bilgi ve sevgi.(s.127) İnsan hayatı toprak, su, ateş ve hava karışımıdır. 4 farklı karakter aslında bu 4 elementte gizlidir. Önemli olan bu dört elementin ortaya çıkardığı özelliklerimizi insanların yararına kullanmaktır. Unutmamamız gereken, bu dört farklı karakter yapısının her insanda olduğudur. Önemli olan da kişinin kendi baskın karakterini tanıması, eksik ve güçlü yönlerini bilerek hareket etmesidir.(s.136)