"O Borges külliyatı artık bitecek" adlı şahsi projem kapsamında Borges okumaya devam ediyorum. Normalde bir yazarı okumaya nereden başlamak gerektiği sorusunu tüm külliyatı tamamlamadan yanıtlamıyorum ama sanki Borges'e Yedi Gece'den başlanabilir gibi hissediyorum çünkü hem Borges'e dair her şey var, hem de aslında konuşmalarının yazıya dökülmüş hali olduğu için, yazılı denemelerine göre çok daha basit ve kolay metinler bunlar.
Kitap, Borges'in çeşitli konularda verdiği küçük konferansların metinlerinden oluşuyor. Borges evrenine girdiğinizde karşınıza neler çıkacağına dair bir 101 gibi sahiden; bol bol etimoloji, çokça kavramsal tartışma, elbette ki Dante, Shakespeare ve Binbir Gece Masalları, birazcık şiir tekniği, okumanın dinamikleri, mitler, mitoloji ve mistisizm... Diğer kitaplarında insana kendini zekasız hissettirecek denli derinleştirdiği konuları burada daha yüzeysel ve yalın şekilde anlatıyor, tam da bu nedenle iyi bir başlangıç kitabı olabileceğini düşünüyorum.
Ben çok çok sevdim. Şu leziz ve uzun alıntıyı da ekleyeyim: "Emerson bir kütüphanenin çok sayıda büyülenmiş ruhun bulunduğu sihirli bir kabin olduğunu söylemişti. O ruhlar biz çağırdığımızda uyanırlar; bir kitabın kapağını açmadığımız sürece, bu kitap kelimenin tam anlamıyla, geometrik boyutlara sahip bir cilttir, diğer nesneler gibi herhangi bir nesnedir. Biz onun kapağını açınca, kitap okuruyla buluşunca, estetik olgu gerçekleşir. Hatta şunu da eklemekte fayda var ki, aynı kitap aynı okur için bile değişir, zira biz değişiriz, zira biz dünkü insanın bugünkü insan olmadığını ve bugünkü insanın yarınki insan da olmayacağını söylemiş olan Herakleitos'un nehriyiz. Sürekli değişiriz ve şunu belirtmek de mümkündür ki bir kitabın her okuması, her yeniden okuması, bu yeniden okumanın her hatırlanışı metni yeniler. Bu yüzden metin de Herakleitos'un değişen nehridir."