''Hızın köleleştirdiğini anlamıştı. Yaşamdaki bütün değerli şeyler zaman istiyordu:Aşk, dostluk,düşünce, okuma, merak, bakış...sıkıştıkça us yassılaşıyor, yürek sıkışıyor, ruh daralıyordu. Ne bizim sevmeye vaktimiz vardı ne de başkalarının. Saatin yalnız köleleri olan bizler güle oynaya hiçliğe doğru koşuyorduk.''
Bu cümleler asansörde mahsur kalmadan önce, tamamen yalan düzenin, hızlı yaşayan bencil reklamcısı Charles'e ait. Daha önce hiçbir şekilde hayat üzerinde düşünme fırsatı bulamayan(!) ve gereği duymayan kahraman kendi elleriyle kendini kıstırınca o güne kadar yaşadığı hayatın anlamsızlığını ayan beyan görür.''modern hayatın katılığıyla örselenmiş ruhlarımız'' dediğinde kendisini kandırılmış hayatın sokaklarında yapayalnız bulur. Başka bir yerde,''yaşamımda büyük bir boşluk olduğunu sizden saklamayacağım:Yazgım beni bu asansöre kapatmadan önce, boyutlarından habersiz olduğum bir boşluk. Yüreğimdeki boşluk.'' diyerek bu musibeti hayra yorar, ancak sonuç onun da beklemediği bir şekilde gerçekleşir. Her şey olduğunu sandığı ve paranın gücüne taptığı dönemden rahibin, İncil'den mülhem olarak, ''Artık hiçbir şey olduğunuzda ne kadar iyi olacaksınız, bir bilseniz!'' eşiğine geldiğinde iş işten geçmek üzeredir. Romanın sonu enfes ve trajik. Uğrunda savaşmak için ''aradığında bulamadığı bir mukaddesi'' olmayan bir adamın sonu ancak bu kadar etkileyici olabilirdi.