z_elbasan
Sıradan bir hayatın düpedüz ayrımıdır hem parasız hem yatılı olmak. ‘Parasız’lık birçoğunun hayallerini sınırlar: Kimi zaman her üç yılda bir bu okulların tüm öğrencilerine verdiği tek renk kırçıllı bir paltodur. Kimi zaman ise öğretmen olunca sahip olunacak bir mutfak ya da kışın kömürlükteki birkaç parça odundur. Tamlamanın diğer yarısı olan ‘yatılı’ sıfatı ise zaman mefhumunu kaybettirir: Nitekim çocuklara edindirilen düzen en tatlı uykuların önüne geçer. Oysa bilinmez mi ki çocuk uykusu doyumsuz olur, kalkamaz ömrü boyunca her gün aynı saatte. Ya da okul önlüğü, kalın iplik çorapları, yün hırkası senelerce düzenli duramaz iskemlede.

Üslûb-u beyan, ayniyle insan olan Füruzan’ın her bir kelimesine dökülen hakikat, belki de tüm öğrencilerin sıkıntılı bir parçası idi.

“Öyleyse ben burayı kazanırım” diye iç geçirmiştim tüm imkânsızlıklara rağmen önlüğü ağarık bir kara olan geleceğin parasız yatılısı. Yılda bir kez yapılan bu devlet sınavı, yazarın kaleminde mıhlandı tek bir cümle ile:
“Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir. Hiç gecikmezler.”

Ziyadesi ile güzel...