emre yılmaz
İlkokuldaki tarih kitaplarından “vatanı İngilizlere satan son padişah Vahdettin” olarak tanıdığımız Osmanlı’nın son hükümdarı Sultan Vahideddin Han’ın tarafsız bir şekilde incelenmiş hayatını öğreniyoruz bu kitaptan.

Osmanlı’nın Sultanı hakkında yazılmış kitaplar genelde taraflıdır. Yazarlar ya Sultan Vahideddin’i göklere çıkartıp Cumhuriyet’i kuranları küçültmeye çalışırlar, ya da insafsızca Sultan Vahideddin’i her türlü iftiraya, hakarete layık görürler. Bu 2. sınıftaki yazarlar çoğunluğu oluştururlar. Murat Bardakçı ise bu 2 sınıfa da dahil olmamış, o gerçek tarihçiliğin ne olduğunu bu kitapta göstermiş, tarafsız ve belgelere dayanan bir çalışma yapmış.

Benim düşünceme göre Sultan Vahideddin Han Osmanlı’nın son sultanı olarak bir dürüstlük, namus ve onur timsalidir. Öyle onuruna düşkündür bir insandır ki;

Ülkeyi terk ederken 3 bin lira nakit para, sünnet düğününde verilmiş armağanlar, babası Sultan Abdülmecid'ten hatıra kalmış altın dolmakalem, ağızlığı ve tespihinden başka bir şey almamıştır yanına. Merasim kıyafetiyle birlikte kullanmak üzere elinin altında tuttuğu mücevher kutusunu hizmetlilerin uyarılarına rağmen makbuz alarak Hazine'ye noksansız iade etmiştir, Yurtdışından gelmiş hediyeleri Hazine'ye yollayıp "Bunlar oturduğum makamdan dolayı ve temsil ettiğim millete gönderilmiş şeyler” demiştir. Sonra da San Remo’da borç içinde ölmüştür. Tabutuna bile haciz geldiği için 1 ay geç defnedilebilmiştir.

Atatürk Sultan Vahideddin'in öldüğü haberini Adana'da aldığı zaman "Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı'nın bütün cevahirini yanında götürebilirdi” demiştir.

İşte bu gerçekler anlatılıyor bu kitapta !