EnginFirol
Böyle öyküleri okuyunca ruhumu saran o hali anlatmak sahiden zor. Çünkü öyküdeki karakterle fazla empati kurabiliyor ve onun ruh haline girebiliyorum. İçimle de dışımla da onu bir süre yaşamayı seviyorum. Öykü de zaten çok yönlü bir karakterin derinliğiyle bütünleşip okuyucuyu yakaladığı yerden novellaya doğru sürüklüyor. Öyle ki dalıp gittiğin yer sana yetmiyor, dahasını da bilmek istiyorsun. İşte öykü bu ya, orada da bitiyor. İsmet karakterini seveceğimi daha onun çocukluğuna şahit ettiğimde anlıyorum. “ İsmet çocukken, babasının azarlarına içerlermiş göz yaşları yüzüne değil de içine, en içine aksın diye yüzünü tavana çevirir, hüznün yüreğinden kalkıp gitmesini beklerdi hareketsiz.” Neticesinde kitabın ilk öyküsü Perde ve Sevgili Z.’nin Sayıları Kaplumbağaların Ölümü’nün gölgesinde kaldı. Diğer öyküleri de sonra okuyacağım.