Necmi Çoban
Amin MAALOUF Lübnan doğumlu bir yazar. Bununla birlikte gençlik döneminden itibaren yaşamaya başladığı Fransa onu özünden ve kültüründen koparmış. Hatta yozlaştırmış demek de yanlış olmaz. İnsanın kalbi başka, kafası başka türlü olunca böyle romanlar yazması da gayet tabii. Bilmediği ya da yarım yamalak bildiği konuları kullanarak tarihi roman yazmak iş değil. Yazacaksan böyle bir roman oturur tarihi gerçeği yazan, güvenilir kaynaklardan araştırır ve ona göre hikayeni bina edersin. Yok eğer zırvalayacaksan gider kendi kültürünle, tarihinle bir kurgu yaparsın. Gidip de şanlı Türk tarihine dil uzatmak onun gibi bir oryantalistin harcı değil, aslında kimsenin buna hakkı yok. Yavuz Sultan Selim'i işgalci, askerlerini de halkın ırzına geçen vahşiler gibi göstermek Türk tarihine atılmış pis bir iftiradır. Ayrıca Endülüs'teki zulümde Osmanlı'nın parmağını bile kıpırdatmadığını yazması ise başka bir hezeyanın sonucu olarak karşımıza çıkıyor. İlerleyen bölümlerden birinde İstanbul'a elçi olarak gittiğinde orada yaşamakta olan kırk bin Endülüs'lüyü ise açıklamıyor zavallı yazar. Bir Osmanlı şehzadesinin dul eşi ile kahramanını evlendirmeyi de ihmal etmiyor tabii bu arada. Gerçi yazarın karakteri ile romanın baş kahramanı arasındaki paralellik de durumu açıkca ortaya koyuyor. Yeri gelince müslüman, yeri gelince hristiyan olan dönek bir adamı da böylesi bir yazardan görmek hiç de şaşırtıcı değil! Keşke tarihi gerçeklere uygun olarak kendi kahramanını konuya entegre etseydi. Hiç değilse biraz okunulurluğu olurdu kitabın.