Fethullah'ın Gerçek Yüzü / Said-i Nursi'den Demirel ve Ecevit'e
Fethullah'ın Gerçek Yüzü / Said-i Nursi'den Demirel ve Ecevit'e Ürüne Git
Hayri Yıldırım
Kitapkurdu

(az önceki meilin devamı:)

*Kitabın 164.sayfasında “Zat-ı Hallerini...” diye başlayan ilk paragraftan itibaren, 165., 166., 167. ve 168.sayfaların tamamı (sadece 168.sayfadaki alıntılar da muhtelif yerlerde olmak üzere), 1997/Ocak, sayfa:10 ile aynıdır.

 Kitabın yukarıda zikredilen sayfalarından sonra gelen ve hiç ara verilmemiş olarak 169.sayfanın ilk paragrafından itibaren 170., 171., sayfalar, 1997/Ocak, sayfa:11 ile aynıdır.

 Kitabın yukarıda zikredilen sayfaları takiben 172., 173., 174., 175., 176. sayfalarının tamamı ile 177.sayfanın ilk devam paragrafı, 1997/Ocak, sayfa:11 ile aynıdır.

 Kitabın yukarıda zikredilen sayfaları takiben 177.sayfasının ilk paragraf başından itibaren 178., 179., 180., sayfalarının tamamı ile 181.sayfanın devam eden paragrafının ilk dört satırı, 1997/Ocak, sayfa:13 ile aynıdır.

 Kitabın 182.sayfasında, yine ara vermeden denilebilecek şekilde, “Nurculukta...” diye başlayan paragrafından itibaren 183.sayfadaki 2.paragrafın sonuna kadar olan bölüm, 1997/Ocak, sayfa:13’deki yazılar ile aynıdır.

 Kitabın, yine ara vermeden, 183.sayfasındaki “Fethullah Gülen’in...” diye başlayan paragraftan itibaren 184., 185., 186., 187., 188., 189., 190. sayfaların tamamı (sadece 188.sayfada “Eylemleri...” kelimesiyle başlayan paragraf ile bunu takip eden paragraf hariç olmak üzere), 1997/Ocak, sayfa:14 ve sayfa 15’deki yazılar ile aynıdır.

ERGÜN POYRAZ, bu aşırmalar ile yetinmemiş ama artık herhalde kendisi de bu kadarını fazla bulmuş olacak ki, kitabın 274.sayfasında bu defa BİLGE ORHUNLU adı verilerek fakat buna karşılık yazı dizisinin adı yanlış bir şekilde (nedense !) doğrudan yazı dizisi içerisindeki bir bölüm başlığının adı verilmek suretiyle başlayan alıntı, ara vermeden aynen 297.sayfaya kadar, yani 23 sayfa devam etmiştir!

Kezâ, yukarıda zikredilen sayfayı takip eden 298.sayfada yine BİLGE ORHUNLU adı verilerek başlayan alıntı 302.sayfanın ortasına kadar devam etmiştir!

Kitabın bundan sonrasında ise, adını vererek NECİP HABLEMİTOĞLU’ndan alıntı yapılmıştır.

Kitaptaki aşırmalar, genel olarak noktalama işaretleri de aynen aktarılmak suretiyle yapılmıştır. Aşırma bu şekilde olunca da biraz bilgisayar kullanmayı bilenin fark edebileceği üzere, bütün bu aşırma ve alıntılar adeta disketten yapılmış gibi bir şekilde ortaya çıkmıştır!

BİLGE ORHUNLU, yukarıda adı geçen kişiler ile görüşmediği için, yine kendilerinin de tanıdığı bazıları ile haber göndererek bu rezalete son verilmesi gerektiğini iletmişse de maalesef hiç oralı olunmamıştır!

Öte yandan adı geçen kişiler, HULKİ CEVİZOĞLU’nun CEVİZ KABUĞU programında da adeta programın bilirkişileri gibi olmuşlardır! CEVİZOĞLU, yıl boyunca çoğu programda bu kişileri bizzat veya telefon ile programına dahil etmiştir!

Bu durum karşısında, HULKİ CEVİZOĞLU’na ERGÜN POYRAZ’ın aşırma konusu ayrıntılı bir şekilde yazılarak 22.10.2001 tarihinde fakslanıp teyidi alınmışsa da değişen hiçbir şey olmamıştır! Programlardaki tutum aynen devam etmiştir! Biz de herhalde faks CEVİZOĞLU’nun eline geçmemiştir diye yorumladık! Ama bu sefer, eline geçer ve bilimselliğin aşırmalarla bir ilgisinin olmadığını ve suskun kalmayarak gerçek durumu ortaya koyar sanıyoruz!

Kezâ konu başka kişilere de aktarılmış ve bir yere daha fakslanmış ise de yine tepkisiz kalınmış; yalnız bir yer yazı dizisini biz de basalım diye teklifte bulunmuştur! Halbuki konu bu noktada kitap basımı değil, bir aşırma meselesidir!

İşte bir yandan bu anlam veremediğimiz durumlar ve diğer yandan Türk Yolu dergisinde söz konusu kitabın bir yazıda dipnot gösterilmesinden dolayı artık konuyu burada açıklama gereği duyduk!

Şimdi;

1) Eğer bir eser aşırma olayında, ilgili kişiler; böyle umursamaz ve hatta konuyu adeta geçiştirmek istercesine davranabiliyorsa, -eğer bunun başka bir açıklaması yoksa- artık o çevrelerde samimiyetten bahsetmek mümkün değildir!

2) Hatta o çevrelerin; ürettiği, dayandığı ve tanıttığı eserler ile savunduğu fikirler ve yönlendirmelerinden şüphelenmemek elde değildir!

3) Şu kesindir ki; aşırmayla bilim olmaz; aşırmayla milliyetçilik olmaz! Hele Atatürkçülük hiç olmaz!

4) Biz elbette ki kendimiz için yazmıyoruz! Biz elbette ki şan şöhret veya çıkar peşinde değiliz! İsteriz ki bütün yazdıklarımız daha çok kişilere ulaşabilsin! Ama ulaşsın derken, bizim yazımız bizden çalınmasın! İsteriz ki, çalışmalarımızın önü kesilmesin! Ve birileri bizim emeklerimizle ortada ve bazı programlarda bilirkişi gibi dolaşmasın!

5) Her şeye rağmen şu da var ki; emeğimiz en azından Türk milletine öyle veya böyle yine ulaşmış ve yine hizmet etmiştir!.. Ne diyelim; ârif olan anlar!.. Biz dünyayı böyle anladık!.. Kaldı ki, kâriha bizim olduktan sonra, farz edelim ki yine müstear isim kullandık!..
Bilge ORHUNLU