nickimse
Bu kitapta Beyaz Kale'nin izini süren pek çok aydnlanma yaşadım. Doğu'nun kendini ve Batı'yı algılayışı üzerine kaleme alınmış nadir eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Eğer kitabı yutar gibi okursanız olayların örgüsüne hapsolabilirsiniz. Ama hazmetmeyi hedefleyip kitaba emek verirseniz edebi inceliğine ve lezzetine varabilirsiniz. Örneğin Hans Hansen'in evinin perdelerine Lacivert'in yorumu. Batının ciddiyet ve sempatiyi aynı anda aynı eşikten atlatabilen zihinsel küresi ile Doğunun kompartmalara bölünmüş zihinsel küresi arasındaki karşıtlığı tam bir edebiyat ziyafeti olarak dizlerinizin üzerinde size sunuyor. Bunun gibi kitapta pek çok ışık gölge oyunu var. Acı ki, yine "okumadan" yapılan eleştiriler tozu dumana katıyor. 24 Ocak 02 tarihli Cumhuriyet'de çıkan eleştirinin sahibi, münevver bir insan olarak tanınmakla birlikte okumadığını itiraf ediyor ve buna rağmen fevkalade yorgun bir zihinle Kars'ın makus talihine Pamuk'un vurdğu darbeden söz ediyor. Bir tür Kenan Evren dialektiği ile Pamuk'un Kars'da geçirdiği günleri battaniye altında geçirmeseydi daha "güzel" gözlemler yapabileceğini yazıyor. Kalem kağıta aşina insanlar iki günde 425 sayfa okuyamıyorlarsa gerçekten kendilerini bu aleme ait hissedebiliyorlar mı, merak ediyorum. İlginç olan şu ki basında Kar yeniden yazılıyor. Pamuk Kars-İstanbul fikri ekseninde yazmıştı; eleştirenler Teşvikiye-"Ben" ekseninde romanı yeniden yazıyor. Acaba Pamuk daha az asabi, daha az ayna tutan Çukurovalı ve daha az yakışıklı olsaydı kendini daha çok sevdirebilir miydi diye düşünüyor insan.