KY-138843
Atatürk hakkında yazılmış onlarca eserin içinde, 15 yıl Atatürk’ün yakınında bulunarak onun dönemine ait gelişmelere bizzat şahit olmuş Atay’ın eserini ayrı bir yere koyma konusunda tereddütlüyüm. Şuna inanıyorum. Eğer Atatürk bugün yaşasa idi Falih Rıfkı Atay’a dönüp bir zamanlar söylediği “Beyler, beni övme sözlerini bırakınız…” ifadesini yinelerdi. Bizzat hükümet gazetecisi sıfatını taşıyan Falih Rıfkı Atay’ın her konuyu objektif değerlendirmiş olabileceğini düşünmüyorum. Bu durum kendini çok açık hissettiriyor kitap boyunca. Atatürk’ün ilahlaştırılmasına karşıyım. Hepte karşı olacağım. Hepimiz için kutsal olan Kurtuluş mücadelesini anlatan kitaplar özünde çok değerli eserlerdir. Bu noktada bir sıkıntı yok. Ama bu mücadele anlatılırken Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlayan milli mücadele öncesi dönem Atay’ın anlattığı gibi bir Ortaçağ karanlığı olamaz. Tarih hiçbir dönemde ışık hızı ile gelişmez. Her gelişme bir sürecin sonucudur. Bu süreç sonunda toplumlar kendi kahramanlarını oluştururlar. Tarihi bu şekilde değerlendirmeyenin tarihçiliğine itibar etmem. Milli mücadelenin ilk yıllarında Yunus Nadi, Halide Edip Adıvar gibi aydınların kurtuluşun tek çaresini ABD’nin altında bir manda yönetimi olarak görmesi ve bunu dilekçeler hazırlayarak beyan etmelerine dair bilgiyi ilk kez bu eserden öğrendim. Kitap kapaklarına iliştirilen “Her Türk vatandaşının okuması gereken kitap” notlarını sevmiyorum. Atatürk’ü çok sevenler ile hiç sevmeyenler bu ülkede samimiyet ve insaf dairesinde buluşursa Atatürk’ü hepimiz daha iyi anlayacağız.