Hıfsullah Altaçlı
Kaşif
Yazarın sıcak ve samimi bir anlatımı var. Hikâye kişileri yabancı değil, içimizden birileri. Bir çırpıda okunacak bir kitap. “Uzun Bir Secde”, “Yolcu” ve “Pencere Önünde Son Kez” hikâyeleri özellikle zikredilmeli.
“Dedim ki ihtiyara, bir kanomuz olsa, asılsak küreklere, sen oltaları salsan suya, kocaman kocaman somonları yakalasan, sonra da mangalı yaksak, somonları zeytinyağıyla yağlayıp ızgaraya dizsek, dumanları kanonun ortasından buharlara karışıp yükselse, karadaymışız gibi ayaklarımızı uzatsak, tramvaya yetişme derdi olmasa, matineyi kaçırma telaşı olmasa, saat beş zil çaldı trafik tıkandı stresi olmasa...
Sokaklardan, caddelerden salkım salkım insanlar geçiyordu.
İki katlı taş binanın merdiven sahanlığından büyük bir çığlık duyuldu. Bir kadındı.
Gözlüğünün altındaki ışıltılar kanlanmıştı. Köpeğimi kaybettim, dedi. Köpek, senin arzularındır, terk etmen gerekiyor, dedi ihtiyar. Kadın, yüzünü eğdi, rimel bulaşığı gözleri önüne düştü, munis, muti hal aldı.” (s. 90) "Park" hikâyesinden.