Özgür Balmumcu
Kitapkurdu
ZORU SEVEN OKUYUCULARI BİLE BEZDİREBİLECEK BİR ROMAN...
Orhan Pamuk bir söyleşisinde "Beni okumaya başlayacak olanlar Kara Kitap ile başlamasın!" demişti. Kendi adına çok doğru bir tespit çünkü bir Orhan Pamuk sever olarak hiç ısınamadığım tek romanı ile karşı karşıyayım. Geçen yıl Savaş ve Barış için hayatımın en zor okuma deneyimlerinden biri demiştim. Lakin o bile bir yönüyle kendinden nefret etmeme yol açarken diğer yönüyle keyif almamı sağlamıştı. Kara Kitap ise biraz abartılı olacak ama salt bir eziyet. Belki romanı birkaç hafta içinde bitirmek özünü daha derli toplu kılabilir okuyucu için. Ancak benim gibi kitabın içine bir türlü girememenin getirdiği zorunluluklar nedeniyle okuma serüveniniz 3 ayda biterse ortaya son derece dağınık bir eser çıkıyor. Hikayenin genel akışı içinde sürekli araya giren köşe yazılarının romanın gidişatına katkısını bir türlü anlayamadığım gibi romanın tarihi kişilikler ve olaylara ilişkin göndermelerini de çözemedim. Sonu gelmeyen monologlar, bitmek bilmeyen ve hedefi olmayan kimlik bunalımları romanı okunmaz kılıyor. Belli ki yazar, bu romanı yazdığı 1985 ve Beyaz Kale'yi yazdığı 1990 döneminde "birinin yerine geçme" ekseninde kimlik bunalımına takmış. İki romanın da ana teması benzer çünkü. Kitabın en dikkat çekici yanı, Tolstoy ve Dostoyevski gibi yazarların etkisinin en çok hissedildiği eserlerden biri olması. Aynı Rus edebiyatında olduğu gibi bu eserde de sonu gelmeyen, bitmek bilmeyen uzun cümlelere rastlamanız mümkün. Zoru seven okuyucuları bile zorlayacak bir roman var ortada.