Özgür Balmumcu
Kitapkurdu
ACIYI HİSSETMEK...
Bu romanın 1943'te yayınlanmış olduğuna inanmak mümkün değil. Yazarın kullandığı kimi eski türkçe kelimeler de olmasa, o dönemin izlerini hissetmeseniz günümüzden olduğunu zannetmeniz mümkün. Çünkü yalnızlığın çünkü teslimiyetin çünkü aşkın daha da önemlisi insanın eski Türk Edebiyatı'nda bu kadar iyi anlatılabileceğine ihtimal veremiyorsunuz. Bütün saptamalar o kadar günümüzden ki... Şu satırlara bakar mısınız: “…Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir? Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?...” İşsiz kalan bir adamın raslantılar sonucu girdiği yeni işindeki oda arkadaşını gözlemlemesiyle başlayan roman, ortalarına doğru devreye giren günlük ile o kadar farklı bir mecraya taşınıyor ki elinizden bırakamıyorsunuz. Son virajda finali tahmin etmeniz bile sonunda midenize yediğiniz yumruğun tesirini azaltmıyor. Son yıllarda böylesi içimi burkan, baş karakterinin hissetiği acıyı bu kadar çok hissettiren bir kitap okumamıştım. Bunu kelimelerle ifade etmek o kadar zor ki. Mutlaka okumalısınız... Kitabın ortalarında devreye giren günlük formatının zamanla roman içinde günlük mantığını kaybetmesi gibi bir kurgu hatasına rağmen okumalısınız...