irome
Kitabın ilk birkaç cümlesini okuduğumda 'Eyvah' dedim, 'Osmanlıyı anlatmak için Osmanlıca yazılmasına ne gerek var' Ama kitap boyunca sıkıntım da bu birkaç cümleyle sınırlı kaldı. Yazarın çok rahat bir anlatım tarzı var. Öyle ki birkaç espriyle bile bir karakter oluşturabiliyor. Kitabın bu tarzda başlaması da bence İhsan Oktay Anar'ın okuyucuya yaptığı bir şaka.
Kitabın atmosferi için Osmanlı dönemindeki günlük yaşantıyı seçmesi çok hoşuma gitti. Tarih derslerinde her zaman eksikliğini duyduğum öğretilen dönemin kültürüne hemen hiç değinilmemesiydi. Ama belki Osmanlı hakkında anlatıkları da bir düştü, araştırmak lazım:)
Yazar ana temayı kitabın bütününe çok ustaca yaymış ve desteklemiş. Oldukça eğlenceli, düşündürücü bir kitap.
Dünyanın bir masal, gerçeğin bir düş olduğu fikrini her insanın kendi gerçeği olduğu ve bu farklı gerçekliklerle her insanın ayrı bir dünyası olduğu fikriyle bağdaştırdım. Evet yaşam bir düştür, her birimizin ayrı ayrı düşlediği. Tek gerçek denilen şeyse en büyük düştür:)