“Peri-şan Güzeller, peri kızları gibi şan alıp nam vererek, uzunca bir tarih macerasının tam merkezinde, altın işlemeli duvarların arasında yaşamışlardı. Yüzyıllardır o terkedilmiş, o sahipsiz kalmış, hatta dışlanmış mekanları bekleyip durmaları, belki de yeniden kendilerine merhaba diyecek o muhteşem aşıkı beklediklerindendir. Kitapta yer alan şiirlerde güzeller ve güzellikler yorumlandığı için peri-şan (peri gibi güzel olan şanı pericesine yüksekte bulunan) sıfatıyla andık onları ve adlarına Peri-şan Güzeller dedik. Peri-şan Güzeller, bir görünüp bir kayboluveren peri kızlarının izinde eski bir masalı yeniden yaşamak üzere derlendiler ve şimdi, bir medeniyetin kaybolduğu yerde, size bütün olup biteni yavaş yavaş anlatacaklar. Bu kitabı okurken her dizeden ayrı bir hatıranın tüllendiğini görürseniz nedeni budur...” denmiş kitabın arka kapağında ve bu cümleler gerçekten güzel tanıtmış kitabı. Bir medeniyetin kaybolmuş hazineleri; güzeller ve güzellikler. İskender Pala Hocamızın o enfes üslubuyla önce konferansta ses olmuş kelimeler uçuşmuş salonda dinleyicilerinin beş duyularına hitap etmiş; sonra da yine gönül ve kelam erbabı Cihan Okuyucu Hocamızın bu bant kayıtlarının çözümü ile yazıya çekilmesini öğrencisi Nurhan Erdem’e bitirme tezi olarak vermesiyle kağıtlara nakşolmuş. Böylece ortaya büyük bir metin çıkmış. Bu metinlerden ise Perî-şan Güzeller ve Perişan Gazeller adıyla iki güzel kitapçık oluşmuş. İşte Perî-şan Güzeller bu iki güzel kitapçıktan birisi. Peki, Perî-şan Güzeller kimler, hangileri, diye soracak olursanız; kitabın içindekileri şöylece belirtebilirim: Yoluna Harcadık Bütün Varımız Bin Güzeller Bulunur Yusuf’a Mânend Amma Yok Bu Şehr İçre Senin Vasfettiğin Dilber Nedîm Beni Candan Usandırdı Cefâdan Yâr Usanmaz mı? Hidayete Erdiren Aşk Kanadını Aşk Mumuna Yandıran Pervane