econozzy
2000 yılı Ekim’inde, siyasi roman tartışmalarının
yapıldığı bir dönemde yayınlanan “Geceye Uyananlar”ın bu
tartışmalarda bir örnek temsil etmesi beklenebilirdi, ancak
hakkettiği ilgiyi görmedi Cahide Birgül’ün romanı. Siyasi
olanın hayatın her alanını kapladığı, insan haklarına, özgür
düşünceye, sol hareketlere karşı psikolojik savaşın tarihin
hiç bir döneminde olmadığı kadar acımasızca ve medyanın
bütün olanakları kullanılarak sürdürüldüğü Türkiye’de,
bir tür olarak siyasi roman yazılıp yazılmaması pek de önemli
değil aslında. Böyle bir konjonktürde, hayata dair yazılacak her
şey siyasal değil mi zaten? İstanbul sokaklarında midye satan
Mardinli çocukları anlatan “naif” bir metin yakıcı bir siyasi
sorunsal barındırmıyor mu? Ve; “herhangi bir şey yazarken
kaygım olmaz. Birine bir şey göstermek, öğretmek, bir şeye
işaret etmek gibi bir şey yok" diyen Cahide Birgül'ün, seçtiği
tiplerle bizi doğrudan siyasal/toplumsal bir alana göndermesi
edebiyatın hayatla kurduğu bağı kanıtlamıyor mu?