kitap1023
Martin Eden'la sohbet etseydim şayet, onun daha kitabın başlarında girdiği, yabancıladığı o evde, bakarken, yürürken, eşyalara dokunurkenki çekingen ve ne yapacağını bilmeyen tavrı, benim de ona bir şeyler söyleyecekken veya gözlerinin içine bakarkenki çekingen tavrımla güzel bir ikili olur, uzaklarda, daima bitap düştüğüm o kır bahçelerinde bana gülümseyerek el sallar ve elimin ayağımın dolaşmasına, ellerimi koyacak yer bulamamama, yutkunurkenki zorlanmama, bizzat kendisi, neden olurdu. Bunun sebebi apaçık ona duyduğum saygıdandır, öyle bilirim. Ya onun, benim yazarken fakat yazmaktan bu kadar çekinirkenki karmaşamdan, kendisinin o sıkıntılı anlarda, sevdiği kadınla aralarında olan uçuruma, nefes alıp verdiği zorluklara, tüm o önüne hem de sevdikleri tarafından dizilen engellere rağmen yazmaya bu denli sarmalanışına ne demeli? Diyecek bir şey bulamıyor, aklıma kitabın en sarsıcı sahneleri gelirken, Martin'e hayran kalmadan duramıyorum.