Hukukun üstünlüğü algısı, adalet bilinciyle güçlenecektir.
Dönüp dolaşıp sözü “adalete” getiriyoruz. Demek ki birey ve toplum olarak; diğer çaba, eylem, niyet ve beklentilerimizi adalet terazisi ile tarttığımızda, iç açıcı verimli bir fotoğraf göremiyoruz.
“Her sanık, hüküm kesinleşinceye kadar masumdur”; “Suç bireyseldir”; “Şüpheden sanık yararlanır”; “Suçlar, işlendiği zamanki kanunlara göre cezalandırılır, geriye doğru işletilemez”;
“Suç ve ceza kanuni ve aleni olmak zorundadır”; “Erkler ayrılığı, silahların eşitliği, adil yargılanma varsa hukukun üstünlüğünden söz edilebilir”; “İddia eden, geçerli delil ve ispatla yükümlüdür”;
“Yasal olarak suç sayılmayan her şey serbesttir” gibi temel hukuki ilkeler bile günümüzde tartışma konusu olabildiğinden; adalet kavramını toplumca özümsemeye ihtiyacımız vardır.
Basiret, nezaket, cesaret, bilgelik var fakat “adalet” yoksa diğer erdemlerin tamamını toplasanız yine kusurludur. Adil bir hüküm, her zaman toplumsal fayda içermeyebilir. Bir kişinin hak ve özgürlüğü bile, toplumsal fayda uğruna feda edilemez.
Kitabın 51-52. sayfalarında da belirtildiği gibi, Martin Luther’in, “Dünyanın sonunun gelmesi pahasına da olsa, adalet gerçekleşsin” sözü, adaletin ekseni, özü ve ölçüsünün nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Günümüzde barışın güvencesi; savaş ve askeri güç gibi görünse de, adaletin bunun yerini alması zorunlu hale gelmiştir. Adaletin garantör gücü de uluslararası kamuoyudur. Pozitif hukuk, hukuki realizmden beslenirse bu süreç hızlanır. Hukuk adalet doğurmalı, adalet de; hakkaniyet, özgürlük, eşitlik, gerçeklik, yansızlık ve meşruiyete hizmet etmelidir.
Şuna kanaat getirdim ki; hukuk felsefesi ve adalet psikolojisi, mantık öğretisinden yeterince ders almadan, meşruiyetten beslenmeyen hakkaniyetli bir yargıya ulaşmak mümkün değildir. İşte “Adalet – Felsefi Bir Giriş” adlı kitap da bizi bu olumlu yöne doğru zorluyor.
Siyaset felsefesi araştırmaları yapan Alman Profesör, Otfried Höffe, 126 sayfalık bu kitabında küresel adalet için ipuçları veriyor.