KY-113829
Kitabın yarısı Ankara, Erzurum, Konya ve Bursa'yı anlatıyor, ikinci yarısı da İstanbul'u... Bunlardan Erzurum anlatımını beğendim, İstanbul anlatımı da mekandan çok tarih odaklı olmuş ama güzel.. Kitap yazarın hocası olan Yahya Kemal'e ithaf edilmiş fakat kitabın kaleme alınış anlayışı Yahya Kemal'le temelde hiç örtüşmüyor. Yahya Kemal cedlerinin ruhunu duyan, ecdad kabirlerinden ilham alan, Büyükada'da bayram namazına gittiğinde ruhu coşan bir insandı; Ahmet Hamdi ise kitabın önsözünde belirttiği gibi eski bir garpçı ve ecdadımıza ve tarihimize mesafeli duruyor; bu da kitabın üslubuna yansımış. Bu yüzden de Yahya Kemal'de huzur ve coşku bulurken Ahmed Hamdi'de huzursuzluk ve acılık (bitterness) buldum.
Kitabın sonlarında Ahmed Hamdi samimi arayışına bulduğu cevapsızlığı şöyle anlatıyor: "Her başına koştuğum pınarda muammalı çehreler bana uzanıyor... 'Biz de senin gibiydik' diyorlar. 'Hiç bir suale cevap alamazsın. Asıl olan içindeki hasrettir; onu söndürmemeye çalış' ". Ahmed Hamdi eski bir garpçı olarak bilmiyorum bu arayışında mutlakı mı bulmaya çalışıyordu; onun ruhen yabancı olduğu büyük ecdadımız itminanı arar ve bulurdu ki bu da aradaki ruhsal mesafeyi ve anlayış farkını herhalde açıklıyor.