Ekonomi insan hayatının en önemli köşe taşlarından birisidir. Klasik çağlar boyunca ticaret odaklı ortaya çıkan ekonomik durum ise; modern çağlarda genel görünümünü değiştirir. Farklı kavramlar ya da felsefi argümanlarla izah edilmeye çalışılan yeni ve modern iktisadi panoramanın iyi anlaşılması ise çağımızın problemlerinin idrak edilmesinde anahtar hükmündedir. Bu yüzden günümüz odaklı ekonomi okumalarının ufuk açıcı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Tabii her kavramda olduğu gibi ekonominin de tarih penceresindeki görünümü önem arz eder. Günümüzdeki ekonomik yapının eski çağlardaki takas odaklı mübadelelerin revaçta olduğu dönemki kadar basit bir yapılanması olduğunu söylemek güçtür. Bu yüzden günümüz ekonomisinin, modern temellerini bulmak, inşa sürecini anlamlandırmak; sorun mesabesinde göze batan küresel problemlerin kökenine dair önemli ipuçları verir. Christian Kleinschmidt bahsedilen durumun önemini fark etmiş olacak ki “Modern Ekonominin Tarihi” isimli eseriyle ekonomi ve tarihin kesişim alanında okura ziyadesiyle güzel bir anlatı sunar.
Kleinschmidt’in eseri genel olarak değerlendirildiğinde kavramlar üzerine özel olarak değinildiği dikkat çeker. Özellikle ekonomi tarihine kafa yoran önemli bilim adamlarının duruma ilişkin yaptıkları kavramsal isimlendirmeler sıkça kullanılır. Klasik manada akademik bir disiplinle verilmesi gereken bu atıflar adeta genel okuyucu kitlesi için yumuşatılarak sunulur. Bu tarzın iki önemli etkisi okurun hanesine artı değer olarak yazılır: ilk olarak okur ekonomi tarihinin genel geçer kavramlarına aşina olur, ikinci olarak anlatılan dönemin ekonomik havası iki-üç kelimeyle akla kazınır. Misal Pomeranz’ın “Büyük Kırılma” olarak isimlendirdiği sanayileşme lokomotifinin kumandasına geçen Avrupa’nın dünya ticaretine yön verdiği dönemi anlatan kavram çokça zikredilir.
Geçmişteki ekonomik olaylar da diğer tarihi olaylar gibi birden fazla vakanın tetiklemesiyle zuhur eder. Bu tarihi yasaya istinaden olayın yorumu tarihçinin bakış açısıyla, temel olarak odaklandığı durumun mahiyetiyle şekillenir. Böylelikle farklı olayların merkezinden yola çıkan bakış açılarının farklı yorumlara ulaştığı çetrefilli bir görünüm ortaya çıkar. Tarihçi kendi yorumunu okura sunarken, diğer tarihçilerle ters düşer ya da onların değirmenine su taşır. Bu tarz durumlarda okura geniş bir bakış açısı kazandırmak elzemdir. Kleinschmidt, bahsedilen durumu aşmak için yorumlara müdahil olmadan görüşleri okura sunar. Böylelikle yazar ekonomi tarihçilerinin görüşlerini kıyaslama olanağına kavuşur.
Yine tarihi olayların bazı sebepleri bazı ihtisas sahibi tarihçiler tarafından uzmanlık alanına indirgenir, yani mevzu bahis araştırmacı ekonomi tarihçisiyse bütün olayların temelini ekonomiye dayandırır. Kleinschmidt’te, bahsedilen tekdüze tavır pek görülmez. Kleinschmidt, değerlendirmelerinde yer yer ekonomi gözlüğünü çıkararak, tarihi kırılma anlarının ekonomi üzerindeki etkilerine değinir. Bu amaçla ekonominin dolaylı olarak ilintili olduğu bazı anlatılar kitapta kendisine yer bulur. Misal siyaset, kültür, teknoloji, hukuk gibi kavramların ekonomiyle ilgili temas noktaları etkin tarihi anlatılarla okura sunulur.
Modern ekonomi denildiğinde modernlik temelinde ortaya atılan fikirlerin merkez üssünün Avrupa olduğu tahmin edilir. Zenginleşme, sanayileşme, demokratikleşme ve aydınlanma derken, dünyanın lideri konumuna yükselen Avrupa, fikir mesabesinde de tahtını başka bir güce kaptırmaz. Bu nedenle ekonomi tarihine dair öne sürülen tezlerin genelde Batılı bilim adamlarınca üretildiği gözden kaçmaz. Bu bakış açısı Doğu’yu dışlayan ve küçümseyen bazı yorumların ortaya çıkmasına neden olur. Misal Batının ekonomik gücüyle dünyaya hükmettiği durum dillendirilirken, bu tablonun olumsuz köklerine değinilmez. Yani sömürgecilik ve emperyalizmle deyim yerindeyse kıtaların iliğinin kurutulması tarih anlatısında olması gerektiği şekilde kendine yer bulmaz. Fakat Kleinschmidt, Batı’nın o şaibeli zenginliğinin köklerine dair gerçekleri söylemekten çekinmez. Ayrıca geçmişte Doğu’nun etkin ekonomik gücünü yiğide hakkını verir şekilde ortaya koyar.
Her ekonomi eseri gibi Kleinschmidt’in eserinde de istatistikler ve matematiksel yüzdeler göze çarpar. Ama yazar kesinlikle okuru rakam verilerine boğmaz. Öne sürülen teze dayanak oluşturmak için bu tarz bilgiler satırlar arasında nüksederken, grafikler yer yer göze çarpar. Tabii öne sürülen tez sunumunun yoğun olduğu söylenemez. Bunun aksine söylenenler, tespitler, veriler, analizler sonrası mevcut teorilerle durum tespiti yapılır. Yazarın son sözlerinden sonra konunun mantık düzlemine geldiği rahatlıkla söylenebilir. Tabii konunun fazlasıyla açıklamaya ihtiyacı olduğundan, yazara fazla iş düşeceği malum; fakat tutarlı yorumlarıyla çok çetrefilli bir mevzu olan ekonominin de tarih cephesinden aşikâr kılındığını söylemek yanlış olmaz.
Yazarın akademisyen olması, uzun süredir ekonomi tarihiyle uğraşması; konusuna ne derece iyi yoğunlaştığının kanıtı. Hele ekonomi-tarih ilişkisini vurgulayan tarihi olay sunumlarının mevzu bahis konuları konuşmayı sevenlerin kalemini güçlendireceğine, şüphe yoktur. Yine yazarın donanımını göstermesi açısından, Osmanlı İmparatorluğu ve Türk ekonomi tarihine ilişkin tespitlerine bakmak yeterli olur. Zira Kleinschmidt’in Türk tarihine ait değerlendirmeleri, lafı gediğine koyar tarzdadır. Ayrıca yazarın Osmanlı ekonomi tarihine ait tespitleri onun ülkeler bazında derinlemesine zengin bilgi ve kaynak kullanımını da kanıtlamaktadır. Eserin sonundaki zengin kaynakça ve literatür kullanımı genel geçer eserlerle beraber kıyıda köşede kalmış eser ve makaleleri de kapsamaktadır.
Her şeyden öte ekonomi gibi bol teferruat içeren bir disiplini özet mahiyetine indirgemek bayağı güçtür. Hele bilgi yoğunluğunun yorumla katmerli hale sokulabileceği tarihle birleşen bir ekonomi bilimi düşünülecek olursa işin zorluğu daha iyi anlaşılır. Kleinschmidt, yaptığı çalışmayla güç bir işin üstesinden kolaylıkla gelerek, okurunun dimağına nüfuz etmeyi başarır. Ayrıca Kleinschmidt’in ikinci çalışma alanı toplumsal tarih olup; yapmış olduğu yorumlar, insanı ilgilendiren bir bilim dalı olan tarihin sosyolojik yönüne yaptığı vurgularla ortaya çıkar. Ekonomi namına seçkinlerce oynatılan kalemlerin, alınan kararların, yapılan uygulamaların önce insanı ve toplumu etkileyeceği bilindiğinden; Kleinschmidt’in disiplinler arası yaklaşımı okur tarafından kolaylıkla benimseneceği şaşırtıcı değildir.