inci uzgaş
Kitapkurdu
YABANCI
Camus’nün baktığı pencereden toplumsal olan her şeyde kısıtlanmış bir özgürlük bulunmaktadır. Onun, özgürlük için düşündüğü tanımın içinde bireyin tüm boyunduruklardan kurtulmuş olması vardır. Bu boyunduruk idareciler, aile bağları, toplumsal kabuller ve inancı kapsamaktadır. Bunların bir arada olduğu bir yapıda kişinin özgür olması mümkün değildir. Kişinin eylemlerini etkileyen, etkileyebilecek her yargı, kural, ceza ve yaptırım insan özgürlüğü karşısında bir tehdittir. Bunlardan kurtulmadığımız müddetçe insan özgürleşemez ve bu da onun beklentiler doğuran toplum yargılarına karşı kayıtsızlaşmasını sağlar. Kayıtsızlaşma ise yabancılaşmayı doğurur. Ancak, ‘yabancılaşmak’ tanımı ile ‘yabancı’ tanımının birbirinden ayrı şeyler olduğu unutulmamalıdır. Özetleyerek tanımlar arasındaki farklılıklara değinecek olursak, “yabancı olmak” tanımadığımız kişi ve varlıklara karşı kullanılırken, “yabancılaşmak” tanıdığımız, bildiğimiz kişi ve varlıkları artık tanıyamaz duruma gelmek anlamında kullanılmaktadır. Yabancı adlı romanda ise, Meursault karakterinin aile kavramından uzak olduğuna şahit oluyoruz. İlişkilerinde de bu yabancılığın yansımalarını görebiliyoruz. Sosyal çevrenin yakınlık kurduğu özel bağların, Meursault için anlamsız ve saçma oluşu onu toplumun dışına itmekte ve genel geçer kurallara karşı kayıtsız bırakmaktadır. Tüm bunlar öğretilmiş, sonradan geliştirilmiş kurallar olduğundan, bunların kişinin özgürlüğü üzerinde bir etkisinin olmadığı kanaatiyle toplumun yüklediği “başarı”, “aşk”, mutluluk, dostluk, komşuluk, özgürlük gibi kavramların tanımına zıt bir yaklaşım sergilemektedir. Meursault, toplumun önyargılarının ötesinde duran, başarılı olmak için gereken hırs ve istekten uzak kalan, evlilik, aile olmak gibi kişisel bağların dışında duran toplumsal aidiyetlere yabancı bir karakterdir. Bu karakter ise onun yabancısı olduğu toplum tarafından yargılanmasına ve cezalandırılmasına sebep olacaktır. Meursault için hapse girmek ve girmemekte bir ceza değildir. Önemli olan eylem ve düşünce özgürlüğüdür. Sevdiği kişi ile bir araya gelememek ve dilediği zaman sigara içemiyor olmak cezadır. Bunun dışında hukuk sistemi de, inanç sistemi de baskıcı ve zorlayıcıdır. Bu da insanların kendi değerini oluşturması önünde bir engeldir, çünkü bu görüşe göre insan ancak bireysel olarak varlığını koruyabilir. Varlık eşitlik ve toplum gibi kavramlarla ancak sınırlanabilir, özgür olamaz. Kişilerin görevlerini ve sorumluluklarını bir dayatma ve zorunluluk ile değil, içinden gelerek yapması gerektiğini vurgulamaktadır. Romanın kasvetli, sıkıntı veren diyaloglarında, düşündüren toplum ve sistem eleştirisi var. Bu görüşlere katılmadığım ve insanın anlam arayışını yanlış yönlendirdiğini düşündüğüm bu felsefe, benim çok tercih ettiğim bir tarz değil. Ancak ilgilisi için okunması gereken bir klasik olduğu da muhakkaktır.