Sağlık Olmadan Huzur, Huzur Olmadan Sağlık Olmaz. Bu Ne Yaman Çelişki Dünya.
Klasikleşmiş yazarlarımızı ve eserlerini okumaya bayılıyorum. Hele günümüzde yazılan kitapları ve cidden yazmayın diye yüzlerine yüzlerine bağırmak istediğim yazarımsıları gördükçe eski edebi eserlerimize daha bir bağlanmaktayım. Nitekim Ahmet Hamdi Tanpınar da bu değeri sonuna kadar hak ediyor. Kendisi Cumhuriyet tarihinin ilk öğretmenlerinden ve şiir, hikaye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi birçok türde eser vermiş nadide edebiyatçılarımızdandır.
Tanpınar'ın Huzur'u bir aşk romanı gibi görünse de, aslında bir dönem tüm dünyanın huzurunu bozan 2. Dünya Savaşı'nın yarattığı buhran dönemi Türkiyesi'nin tam bir yansımasıydı diyebilirim. Bu minvalde doğu-batı çatışması ve bireysel özgürlüklerimizi kullanamayışımızın, içsel çatışmalarımızın hayatımızı nasıl zindan edebileceğini okuduğumuz eser; aslında bizi huzursuz etmeliydi. Ancak, Tanpınar'ın çarpıcı bir dille bize aksettirdiği cümlelerin içinde insan kendini hiç bitmesini istemediği bir müzik bestesini dinler gibi hissediyor. Ki eserde musiki özellikler ağır basıyor ve Mahur Beste'ye yapılan vurgular insanı derinden etkiliyor.
Genelde kitap okurken beni etkileyen ve dikkatimi çeken noktalardan biri de yalnızca yazıldığı dönemi değil, çağının çok ilerisini aydınlatabilmesidir. Sayfa 254'teki alıntı ile bunu size açıklayabilirim:
"Birtakım mekteplerimiz var; birçok şeyler öğretiyoruz. Fakat hep eksik olan bir memur kadrosunu doldurmak için çalışıyoruz. Bu kadro dolduğu gün ne yapacağız? Çocuklarımızı muayyen yaşlara kadar okutmayı adet edindik. Bu çok güzel bir şey! Fakat günün birinde bu mektepler sadece işsiz adam çıkaracak, bir yığın yarı münevver hayatı kaplayacak... O zaman ne olacak? Kriz..."