İnsanlık Tarihinin Dönüştürücü Güçleri & İş, Cinsellik ve İktidar
İnsanlık Tarihinin Dönüştürücü Güçleri & İş, Cinsellik ve İktidar Ürüne Git
Berk Ulubeli
Kitapkurdu
Willie Thompson - İnsanlık Tarihinin Dönüştürücü Güçleri
Naçizane fikirlerimi sunmadan önce birkaç hatırlatma yapmayı (her zamanki gibi) faydalı buluyorum. Öncelikle kitabın içeriği hakkında yorum yapabilmenin çok ciddi bir “yeterlilik” gerektirdiği kanaatindeyim. Ayrıca kitap konu itibarıyla çok geniş olduğundan ve her bir bölümü ayrı ayrı incelemek okunabilirliği ciddi oranda düşüreceğinden yalnızca genel bir yorum yapmayı tercih ediyorum. Bunların haricinde mevzu bahis olan kitabın zaman, mekân ve uzmanlık skalası son derece geniş, içeriği ise doğası gereği kısa zaman aralıklarında revize edilmeye (s. 49) muhtaç; dolayısıyla az sonra okuyacağınız yorumları meraklı bir okurun (çoğunlukla) hatalı olabilecek bir denemesi olarak değerlendirmenizi rica ederim. Willie Thompson 1939 yılında Edinburgh şehrinde doğmuş, Aberdeen Üniversitesinden 1962 yılında mezun olmuş ve kısa süre sonra Komünist Parti’ye katılmıştır. 1966-9 yılları arasında Strathclyde Üniversitesinde doktorasını tamamlamış ve daha sonrasında Teknoloji Okullarında dersler vermiştir. 2001 yılına gelindiğinde ise “çağdaş tarih profesörü” olarak emekli olmuş fakat misafir profesör statüsüyle ders vermeye devam etmiştir. Kitap kabaca 17 bölümden oluşmakla birlikte son derece tematik ve kronolojik bir yapı arz ediyor. Elbette bu tematik yapı yer yer tekrarlamaları zorunlu kılmakta fakat okuyucu için bu durum konuyu daha iyi anlamasına yardımcı olmaktadır. Yukarıda da bahsedilmiş olduğu üzere, kitap; doğası gereği (genişliğinden ötürü) birçok olguyu ya da olayı es geçmek zorunda kalmıştır. Ancak şüphesiz ki bunu bir eksiklik olarak görmemek gerekir. Zira, kitabın başlangıcında temel problematiği işaret eden kavramlar açıklanmış (s. 19-26) daha sonrasında ise insanlığın evrendeki yerinden, evrimsel biyolojiye ve oradan da büyük (devrimsel) yenilikler yoluyla günümüze kadar getirilen bir insanlık tarihi anlatısı ile karşı karşıya olduğumuzu ifade edebilirim. Yazar, temel bileşeni “iş” olan “iktisadi faaliyeti” diğer her şeyin temeline koyar (s. 23). Bu nokta önemlidir çünkü kitabın genel içeriği bu teorik alt yapı ekseninde işlenmiştir. Bu tercihin yazarın Komünist Parti geçmişi ile alakalı olduğu kanaatindeyim çünkü hemen her bölümde benzer ifadeler görmek mümkündür. Elbette Komünizmin fikir babalarından olan K. Marx ile F. Engels’in (belki diğerlerinin de) ortaya koymuş olduğu “artı değer” kavramı, tarihe bakışı ciddi anlamda etkilemiştir. Kuşkusuz ki “artı değer” kavramı geçmişi anlamada son derece önemli bir yer tutar. Özellikle insanlığın ilk dönemlerinde; büyük siyasi, askeri ve ekonomik organizasyonların temelinde “ihtiyaç fazlası buğday” yattığını söylemek çok da yanlış olmayabilir. Tüm bunların haricinde kitap paleolitik, mezolitik ve neolitik dönem insanları hakkında okuyucuyu ciddi anlamda düşünmeye itiyor. Bununla da yetinmeyip “göçebelik” ve “tarım devrimi” hakkında (s. 60-3) önemli sorgulamalar yapıyor ki bu bölümlerden çok istifade ettiğimi belirtmem gerek. Yazar “gerekli şartlar sağlandıktan sonra gelişim kaçınılmaz” fikrini (s. 64) ileri sürerek, zaman zaman çokça kutsadığımız ve şaşkına döndüğümüz bazı gelişmelerin aslında sanıldığı kadar da sürpriz olmadığını ifade ediyor. Bu ifadede (ve genel olarak kitabın diğer bölümlerinde karşımıza çıkan) “gelişmişlik” meselesi tartışmaya açık olsa da kitabın hedef kitlesi ve anlatmak istediği ile çelişmediği, eğer bu mesele illaki soruşturulacaksa yapılan ya da yapılacak olan her çalışma doğası gereği benzeri metodolojik problemler ile karşılaşmak zorunda kalacaktır. Kitabı genel olarak değerlendirecek olursam; her bölümde ayrı ayrı “şaşkına” döndüğümü, bazı konuları “bir de böyle düşüneyim” dediğimi ve çokça not aldığımı ifade etmeliyim. Elbette bu şaşkınlık şahsi bilgi yetersizliğimden kaynaklanmış olabilir ki bu kendi açımdan son derece makul görünüyor. Harari’nin kitaplarını okuyan arkadaşların bu kitabı da seveceğini düşünmekle beraber kitabın bir miktar daha dikkatli okunması kanaatindeyim. Dili son derece anlaşılabilir ve akıcı buldum. Kitabın baskısı ise son derece iyi. Runik Kitap birkaç senedir çok büyük işler ortaya çıkardı ve bence bu kitap da onlardan biridir. Benzeri konuları merkeze alan kitapların güncelliği meselesi son derece önemlidir. Elimizdeki kitabın ilk kez yayınlanış tarihi 2015 olarak görülüyor, yayın dünyamızı düşünürsek, görece güncel bir kitap olduğunu belirtebiliriz. Son olarak kitapyurdu’na teşekkürlerimi sunarım. Herkese sağlıklı, bol kitaplı günler!