Araisü'l-Kur'an & Kur'an'ın Gelinleri
Araisü'l-Kur'an & Kur'an'ın Gelinleri Ürüne Git
zafer saraç
Hezarfen
Arâisü'l Kur'an üzerine...
Vani Mehmet Efendi muhtemelen 17. yüzyılın başlarında Van’da dünyaya gelmiş bir din adamıdır. Küçük yaşlardan itibaren doğduğu yere yakın ilmi merkezlerde eğitimini tamamladıktan sonra Erzurum’da vaiz olarak görevini sürdürmüştür. Verdiği ateşli vaazlarla adından söz ettiren Mehmet Efendi’nin namı kısa zamanda bölgenin mülki idarecilerinin dikkatinden kaçmamış, kendisi, Erzurum Beylerbeyi Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın teveccühüne mazhar olmuştur. Hatta öyle ki Ahmet Paşa, sadrazam olunca Vani Mehmet Efendi’yi İstanbul’a davet etmiş, ünlü vaiz böylelikle ilmi açıdan hızlı bir yükselişle devrinin en önemli simalarından biri haline gelmiştir. Tabii Mehmet Efendi’nin hızlı yükselişi onu 17. yüzyılın önemli dini tartışmalarının merkezine çekmiştir. Osmanlı din adamlarının tasavvuf karşıtı ya da taraftarı olduğu bir dönemde Mehmet Efendi fakih sıfatıyla mutasavvıfların karşısında durmuştur. Böylesine polemiklerle geçen hayatı içerisinde üretmesini de bilen Mehmet Efendi tefsir ilmine olan hakimiyetine binaen Arâisü’l Kur’an isimli 2 ciltlik eserini yazmıştır. Arâisü’l Kur’an tefsir sıfatıyla nitelendirilmesine karşın onu benzerlerinden ayıran bazı özellikleri vardır. Mehmet Efendi’nin tefsiri büyük Türkçü Nihal Atsız’ın ilgisini çekmiştir. Atsız mezkûr tefsirin Türkçeye kazandırılmasını vasiyet etmiştir. Zira Mehmet Efendi Türkleri Yecüc-Mecüc olarak nitelendiren bazı dini metinlerin aksine milletinin tarafında yer almış, Yecüc-Mecüc’ün Türk olmadıklarını belirtmiştir (s. 530). Türklerin İslam’a hizmetleri düşünüldüğünde Mehmet Efendi’ye hak vermemek mümkün değildir. İkinci olarak, Vani Mehmet Efendi’nin ilmi kişiliği yazdıklarının fazlasıyla revaçta olmasına neden olmaktadır. Zira Vani Mehmet Efendi devrin Padişah’ı 4. Mehmet’e yakın olup, hitabet gücünün etkisiyle verdiği vaazlarla halkın gönlünde önemli bir yer tutmaktadır. Son olarak, klasik tefsirlerin aksine Arâisü’l Kur’an’da peygamber isimleri tasnif edilerek ilgili ayetler mezkûr başlıklar altında toplanılarak açıklanmaktadır. Eserin isminin Atsız’ın vasiyetinde geçmesi, Türkçeye çevrilmesi için güdüleyici bir faktör olmuştur. Fakat vasiyetin 1967 yılında yapıldığı düşünülürse fazlasıyla geç kalındığı malumdur. 1967 yılından bu yana eserin çevirisi için birkaç girişim olmuşsa da akim kalmıştır. Çünkü eserin çevirisi kolaylıkla altından kalkılacak bir şey değildir. Öncelikle eserin 3 farklı kütüphanede kopya nüshası bulunmakta olup, bu 3 eserin karşılıklı bir şekilde edisyon kritik edilerek çevirinin yapılması söz konusudur. İkincisi Vani Mehmet Efendi’nin ya da müstensihin üslubundaki pürüzlerin giderilmesi anlatımın okura iyi aksettirilmesi gerekmektedir. Misal eserde tefsir ilmi için değinilmesi gereken ayrıntıların okurun ilgisini çekmesi olası değildir. Yani deyim yerindeyse eserin iyi bir şekilde eleştirel süzgeçten geçirilerek okura sunulması önemlidir. Buradan hareketle eserin çevirisinin Ahsen Batur tarafından layıkıyla yapıldığı savunulabilir. Öncelikle Arâisü’l Kur’an’ın 3 nüshasının rafine bir sentezi; eserde açık, sade ve anlaşılabilir bir dille okura ulaştırılmıştır (Batur tarafından verilen örnekten hareketle anlatılan aynı konunun üç nüshada farklı şekillerde yer alabildiği dikkat çekicidir). Bazı tefsirlerin anlatılan olayı daha vazıh bir hale getirmekten ziyade kafa karıştırıcı olduğu düşünülürse tefsirin çevirisinin ne kadar iyi olduğu anlaşılır. Zira okuru yoracak ana anlatıdan uzaklaşmasını sağlayacak detaylar Batur tarafından layıkıyla süzülmüştür. Vani Mehmet Efendi’nin mezkûr eseri iki ciltten oluşmaktadır. İlk ciltte peygamber kıssaları ilgili ayetler vasıtasıyla ele alınırken 2. cilt Peygamber Efendimizin hayatına ayrılmış bir siyer şeklindedir. Çevirmen bu nedenle ikinci cildi çevirmeye gerek duymamıştır. Zira ikinci cildi benzerlerinden ayıran fazla bir özellik yoktur. İlk cilde konu olan peygamber kıssaları belirtilirken çevirmenin maharetiyle Kur’an’da kıssanın geçtiği ayet numaraları belirtilmiş, ilgili ayetler (Arapça asılları dahil olmak üzere) öncelikle verilmiş, sonrasında ayetin tefsirine geçilmiştir. Vani Mehmet Efendi ayeti tefsir ederken hadis ve rivayet gibi argümanları sık sık kullanmıştır. Özellikle hadis kaynaklarının Mehmet Efendi tarafından iyi bir şekilde kanıksandığı verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır. Verilen hadislerin rivayet zincirlerine pek yer verilmese de bahsi geçen mevzular güvenilir raviler vasıtasıyla okura yansıtılmaktadır. Ayrıca yazar başka tefsirleri de eserinde kaynak olarak kullanmaktadır. Satırlar arasında Zemahşeri, Razi, Nisaburi, Begavi vb. isimler sıkça geçmektedir. Mehmet Efendi’nin bu konudaki dikkati ise ders olacak tarzdadır. Hakeza kendisi intihal olmasından çekindiğini ifade etmekte olup (s.102), alıntı yaptığı eseri belirtmekten imtina etmez. Devrine göre bu olgun tavra başka eserlerde, hatta bazen günümüzde bile rastlamaya imkân yoktur. Vani Mehmet Efendi, kaynaklar arasındaki tutarsızlıklar ve anlaşmazlıklar üzerine de kalem oynatır. Tartışmalı mevzulara girmekten çekinmez. Yalanla doğruyu ayırmak için bazı mevzuları İsrailiyat olarak etiketler. Konuyu netliğe kavuşturma niyetiyle hareket ettiği, halis tutumundan anlaşılmakla beraber, yargılayıcı bir kimlikle karşıt düşünceyi hırpalamakla fazla vakit geçirmez. Bu açıdan bazen soru-cevap metodunun da konuyu fazla çetrefilli bir boyuta getirmeden sonuçlandırma niyetiyle kullandığı anlaşılır. Eser kolaylıkla peygamberler tarihi olarak nitelendirilebilir. Çünkü anlatılan olaylar klasik eserlerde olduğu gibi hilkatten (yaratılıştan) başlanarak ele alınmış, sırasıyla bütün peygamberlerin hayatına ayetler ve kıssalar yoluyla yer verilmiştir. Bu yönüyle tefsirin sistemli bir biçimde tarih kitabına dönüştüğü belirtilebilir. Farklı olarak, yorumun merkezi olaylar değil de ayet ve hadis gibi dini malumattır. Eser her ne kadar bir vasiyet üzerine dilimize kazandırılmış olsa da ilgili literatür için kıymetli bir kaynak olduğuna şüphe yoktur. Özellikle tefsir konusunda verilen eserlerdeki yoğunluk düşünüldüğünde güvenilir kaynakları bulmak zorlaşmaktadır. Vani Mehmet Efendi’nin tefsiri ise müellifin bidata karşı duruşu bilindiğinden güvenilir olmakla beraber, 17. yüzyıl Osmanlı ulemasının tutumunu yansıtması açısından da çok şey anlatmaktadır. Dikkatli okunduğunda yazarına dair önemli doneler veren bu metnin erbabına çok şey anlatacağı kolaylıkla düşünülebilir. Kur’an’ın ve dinin mesajının, zor anlaşıldığı veyahut anlaşılmadığı, yetersiz algılarla ya da farklı anlatılarla itibarından edildiği günümüzde tefsirler daha fazla önem taşımaktadır. Fakat buna rağmen Osmanlı ulemasının yazmış olduğu eserlerin layıkıyla dilimize çevrildiğini söylemek güçtür. Özellikle tarihin, kimliğin ve kültürün daha iyi anlaşılması için mezkûr toplumun dini algısının analiz edilmesi şarttır. Vani Mehmet Efendi devrinde toplumu harekete geçirecek güçte büyük bir alimdir. Mehmet Efendi üzerinden toplumu ve din algısını anlamlandırabilmek mümkündür.