Tarih boyunca dünyayı tümden ele geçirmeye çok yaklaşmış büyük imparatorların yaşamı merak edilegelmiştir. Cihangir sıfatının altını kazandıkları zaferlerle dolduran, dünyayı bir baştan diğer başa ele geçiren büyük şahsiyetlerin hayat hikayesinde hep bir farklılık aranmıştır. Eski Türklerin Kut dediği Tanrı vergisi büyük yeteneğin karizmatik köklerinin deşifre edilmesi liderlik sırlarını ayyuka çıkaracağı zannını uyandırmış olmalı ki, günümüzde de artan bir ilgiyle büyük cihangirlerin yaşamı en ince ayrıntısıyla merak edilir.
Albert Brian Bosworth da Antik Çağ ve Helenizm Profesörü sıfatıyla, insanlık tarihi için önemli bir figür olan İskender’in hayat hikayesi paralelinde dönemin bir panoramasını sunmaya gayret eder. Bosworth için biyografinin dar kalıpları pek kullanılabilir değildir. Bu yüzden eserini tam manasıyla bir biyografi olarak nitelendirmez. Zira yazar İskender’in geniş yayılımlı fetihlerinin dünyayı derinden etkilediği bilgisine istinaden, dönemin bütüncül tarihi üzerinden son araştırmaları kapsamlı bir şekilde sunmaya gayret eder.
Tabii her tarih anlatısında olduğu gibi tarihçi Bosworth da neden-sonuç ilişkisi bağlamını netleştirmek için eserine İskender’in babası Filip dönemini anlatarak söze başlar. Aslında İskender döneminin anlaşılması için önemli bir aşama böylelikle vurgulanmış olur. İskender’in aldığı miras ve üzerine kattıklarının anlaşılmasından ziyade, yazarın hedefi dönemin askeri ve siyasi ilişkileri kapsamında Yunan dünyasının Helenizm öncesi durumunu ortaya koymaktır. Anlatıda Filip’in askeri aktivasyonu ile İskender’in savaşları arasındaki paralelliğin birbirini tamamlar tarzda olması yazarın bütüncül anlayışının kanıtı gibidir. Her ne kadar yoğun siyasi anlatının imparatorları edilgen bir konuma oturttuğu düşünülse de, askeri ve stratejik dehanın tarih üzerindeki etkisi olayların dökümünden somut bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bosworth öncelikle siyasi havayı tüm yönleriyle ortaya koyar, sonrasında barut fıçılarının ortasına düşen ateş kıvılcımını yansıtırcasına çatışma ortamını aktarmaya başlar. İskender’in savaşları onun için sadece basit bir harp değil dünya siyasetine yön vermek için atılmış koca bir adım gibi sunulur. Bazen savaş meydanının en ince ayrıntılarına kadar girilir. Ordunun konumu sağ ve sol kanatların stratejik hareketleri anlatılır. Misal bazen olaylar öylesine ince nüanslarla anlatılır ki, okur adeta bir savaş sahnesinin karşısına geçer. Bu şekilde derinlere inilmesi Bosworth’un Antik Dönem tarihsel anlatısıyla fazlasıyla uğraşmasına bağlanabilir. Zira bazen Antik Çağ yazarları, edebi gücün maharetiyle anlatılarını detaylarla sarmalarlar. Bazen de günümüzdeki manada tarihi ihya etmekle fazla uğraşmadan, himayesine sığındıkların imparatoru memnun etmek kastıyla yazarlar. Buradan hareketle Bosworth’un okurunu memnun etmek kastıyla bazen Antik Çağ yazarları gibi olayları doğrudan aktardığı söylenebilir.
Bosworth kaynaklarını sunarken sadece Antik Çağın taraflı yazarları gibi nakilci değildir. Eldeki kaynaklar istisnasız karşılaştırılır ve her kaynağa eleştirel yaklaşılır. Objektif bir metotla anlatıdaki abartılar, yanlış ifadeler çıkarılır. Eldeki materyalin çapraz karşılaştırılmasıyla da yetinilmez; tarihçi ilhamıyla olayların olası zuhur ediş şekli vurgulanır.
Özellikle yazarın kaynak hakimiyetinin üzerinde durmak gerekir. Dönemin birincil kaynaklarının tamamı yazarın eserinde kendisine yer bulur. Sonraki dönemde yazılmış- Roma döneminde yazılan- kaynaklarda es geçilmez. Kallisthenes, Anaksimenes, Nearkhos, Ptolemaios, Aristobulos, Kleitarkhos vb. Antik Çağ İskender tarihçileri Bosworth’un anlatısının başköşesine otururlar. Yazarın günümüzdeki güncel kaynakların aksine çoğunlukla antik dönem yazılı materyalini kullanması; onun yorumun güçlü ve eldeki materyalle sıkı sıkıya bağlı olmasını sağladığı gibi eserini de önemli bir başvuru kaynağı haline dönüştürmektedir.
Kabaca kitap iki bölüm halindedir. İlk bölümün merkezini MÖ 336-323 yılları arasını içeren İskender döneminin genel tarih anlatısı oluşturmaktadır. İskender dönemin öncesi ve sonrası kısa geçilirken imparatorluğunun İskender savaşları etkisindeki gelişimi kronolojik bir sırayla anlatılır. Anlatıda yoğun bir biçimde yer isimleri kullanıldığından haritalara yer verilmesi okurun işini kolaylaştırmaktadır. Bu kısımda İskender’in büyük savaşları üzerinde daha detaylı durulduğu görülür. Gaugamela ve Issos savaşı gibi dünya tarihi üzerinde bariz etkileri olan savaşlar düşünüldüğünde, yazarın yaklaşımına hak vermek mümkündür.
Kitabın ikinci bölümü ise tematik incelemelere ayrılmıştır. Yazar uzun süre İskender ve imparatorluğu üzerine dirsek çürüttüğünden İskender dönemiyle ilgili özelleşmiş çalışmalar yapmıştır. Misal bu kısımda yer alan İskender’in ordusu üzerine yapılan çalışmanın askeri tarih meraklıları için önemli bir referans oluşturacağını tahmin etmek güç değildir. Yine çok tartışılan bir konu olan İskender’in tanrısallığı meselesi ayrı bir tematik incelemeyle masaya yatırılmıştır.
Eserin iyi bir çevirisinin olduğunu belirtmek gerekir. Yazardan mı çevirmenden mi kaynaklandığı bilinmemekle beraber, eserde akademik tarih yazımına pek benzemeyen farklı bir üslubun ortaya çıktığı görülür. Belki de yazarın bazen hikayeci bir Antik Çağ yazarını andıran ifadelerle okur karşısında arz-ı endam etmesi üslubundaki farklılığın sebebidir. Üslup bir yana bırakılırsa bir savaş meydanının tüm serencamını farklı bakış açısına sahip dönem tarihçilerinin gözünden anlatmak ve onlar gibi davranmadan tarafsız bir gözle sonuca gitmek yazarın ifade gücünü zorlayabilir. Bu noktada yüksek yorum gücüyle okuru satırlarla çekmeyi başaran yazar görevini layıkıyla yapmıştır denilebilir.
Yine yazar okuruna fazlasıyla yardımcıdır. Haritalara ek olarak eserin sonunda sunulan ekler, okurun eseri daha iyi anlamlandırmasının önünü açar. Örneğin; eser sonunda yazar tarafından kullanılan kaynakların tanıtımı ve kısa tahlili sunulur. Ayrıca İskender’le ilgili ortaya çıkan biyografik sorunlara çözüm üretilir.
Tarihin kahramanlar üzerinden anlamlandırılması, esatirle karışmış sözlü dönem edebiyatının önemli bir etmenidir. Yazılı dönemde ise yer yer bunun etkileri devam eder. Dünyayı ele geçiren büyük imparatorlar bu nedenle edebiyatta tanrı yakıştırmasına mazhar olurlar. İnsan doğasının dışına çıkan faaliyetlerle yaftalanan tarihi karakterler ise gerçek yüzlerini profesyonel akademik yaklaşımlar sayesinde gösterirler. Tarih, gerçek anlatısını oluştururken büyük cihangirler gökyüzünden yeryüzüne inerler. Artık anlatıda sadece gerçek vardır. Bosworth efsaneyi süzerek gerçeği okuruna sunar.