Tema, betimlemeler, çizimler ve sembolik anlatım çok iyi, ancak konuyu işleme açısından ise...
Tema üzüntü olarak görünüyor ama okudukça bunun herhangi bir üzüntü olmadığını anlıyorsunuz. Bu aslında daha ziyade ölümle, sevilen birinin ölümüyle herkesin farklı farklı şekillerde baş ettiğine de işaret ediyor. Arka kapak yazısını okuyanlar zaten üzüntü kaynağından haberdardır. Ben her bir detayın okuma sürecini etkilediğini düşündüğüm için neredeyse gözü kapalı yapıyorum kitap seçimlerimi. O yüzden ben okumamıştım. Bu şekilde bakan biri üzüntü temasını ikinci sayfada, ölümden kaynaklı üzüntü olduğunu da ilk çeyreğinde çıkarabilir. Aslında tahmin etmek de o kadar zor değil. Çünkü filin babanın üzüntüsünü temsil ettiğini ve annenin ortalarda olmadığını görüyorsunuz. Burada ilginç olan şey babanın üzüntüsünü sembolize etmek için filin tercih edilmiş olması. İlk başta fili üzüntüyle eşleştirme konusu üzerine çok düşündüm. Filin büyüklüğü ve gri olması o melankolik havayı daha iyi yansıttığı için miydi? Yoksa İngilizcedeki “there is an elephant in the room” kullanımında olduğu gibi herkesin bildiği ama konuşmaktan çekindiği konuyu mu temsil ediyordu? Bundan emin değilim ama yazarın Avustralyalı olması dolayısıyla ihtimaller arasında gibi geldi. Böyle bakınca kitapta üzüntü temsilcisi hep fil olacak gibi bir beklenti oluştu sanki. Ancak daha sonra üzüntünün başka karakterler üzerinde farklı yansıtıldığını gördük. O halde zavallı filin karakterinin bunda bir parmağı yok. Üzüntünün insan üzerindeki etkisiyle alakalı bir durum söz konusu. Yani ağırlığı yüzünden tercih edilmiş. (Okuma keyfiniz için bazı detayları iki çizgi (- … -) arasına yerleştirdim. O kısımları atlayabilirsiniz.) -Öte yandan dedenin üzüntüsünün kaplumbağa olarak ortaya çıkması ama bunun öykünün başında değil de başka bir olayın tetiklemesiyle görünür olması ilginç. Bu da ölümle baş ederken insanların farklılıkları üzerine düşündürüyor. Halbuki ölen kişiyle daha fazla zaman geçiren ve hayatının farklı dönemlerine şahitlik etmiş biri olarak dedenin üzüntüsünün fil olarak resmedilmesi daha uygun görünürdü. Ancak dede, kızının acısını torununa olan sevgisiyle bastırmaya çalışmış. Torununu bir merhem gibi görüp ölümle baş etmede bir araç gibi kullanmış, mutluluğunu yine başka bir insanın varlığına bağlamış. Bu da kaplumbağanın kabuğunda olduğu gibi onun üzüntüsünün, yani saldırıya ve acıya daha açık olan yumuşak yanlarını korumasını sağlamış. Ancak torununun hayatının riske girmesiyle yeniden tetiklenen acısı dedeyi yine savunmasız bırakmış. Bu da insanların üzüntülerini nasıl ete kemiğe büründürüp verip onları evcilleştirip yanlarında her yere götürdüklerini anlatmanın başka bir yolu. Diğer yandan dikkat ederseniz annesini henüz bir yaşında kaybeden Olive’in köpeği ölümle ilgili üzüntüsünü temsil etmiyor. Çünkü annesini tanımadan, onunla bir bağ kuramadan kaybetmiş. Ortamdaki depresif havadan senelerce etkilenen ve bunu anlamlandırmakta zorlanan biri olarak bir çocuğun aslında babasına olan özlemini, onları yaşarken taşıdıkları bu ağır yüklere karşı kendini çaresiz ve savunmasız hissedişini temsil ediyor. Köpek zaten küçük ve uzun kuyruklu olarak tasvir ediliyor. Yani babasının üzüntüsüne göre daha küçük ama başka bir üzüntüyle bağlantılı. Elbette köpeğin de gerçek olmadığını dikkatli okurlar anlamıştır. Köpeğin, yani Freedie’nin, gri olması, yalnızca Olive’in üzgün olduğu sahnelerde ortaya çıkması ve olay akışlarında kimi kısımlarda köpeğin de eşlik ettiğine dair herhangi bir detaya yer verilmemesi, dolayısıyla sahne devamlılığının sağlanmamasından duyulan o rahatsızlık bunu zaten ele veriyor. Bu açıdan bakıldığında Olive’in annesiyle ilgili herhangi bir sahnede nasıl hissettiğini görmek için de bu köpeği referans olarak alabiliriz.-
Peki, tüm bu araçlar bir çocuğa üzüntü duyduğu bir konuda veya üzülen birine destek olma yolunda ona referans olabilir mi? Bu anlamda pek başarılı bulduğumu söyleyemem. Konu ve motifler harika ama karakterin içinde bulunduğu durumu anlayabileceğimiz bir derinlik verilmiyor. Durumu içselleştiremediğimiz için de karakterle bağ kurup bu yolculuğa onunla birlikte çıkmakta zorlanıyoruz. Üstelik yan olaylar ve detaylar ana konuyu beslemiyor. Okurun dikkatini başka yöne çekiyor. Zaten filin hayali olduğunu söyleyerek merak duygusunu da baştan alıp götürmüş. Bu detayın havada bırakılması bence çok daha iyi olurdu. İlla verilmek isteniyorsa belki dedeyle olan o konuşma sahnesinde veya son sahnede yapılabilirdi bu. Mistik bir detayı çıkardığınızda veya kitabın adı olacak kadar önemli bir karaktere dair gizemi daha ilk sayfalarda açıklığa kavuşturduğunuzda yeni bir şey sunmadıkça zaten okuru kaybediyorsunuz. Çünkü babasının üzüntüsünü giderebilecek mi sorusu devam etmeye yetecek kadar merak ettirmiyor fikrimce. Bu da kitabın bırakacağı etkiyi düşürüyor ve çocuğun karakteri model olarak alabilecek kadar kitapla bağ kurmasını engelliyor. Ayrıca bu kitabı okuyan çocukların yorumlarına baktığımda üzüntüyü temsil etmek için hayvanların tercih edilmesi bir kısmını üzmüş. Diğer yandan yazarın üzüntüyü aşılamayacak bir durum gibi gösterecek başka bir temsilci seçmek istemediğini düşünüyorum. Aksine üzüntülerin de bu dünyadan olduğunu ve ancak onları tanıyarak anlamlandırabileceğimizi, bu üzüntülerin sevimli birer hayvan kadar da zararsız olduğunu göstermiş olabilir. Yazar sadece fillerin duygusal güzel hayvanlar olmasından ve yas sembolü olarak resmedilmesinin kolaylığından bahsetmiş bir yerde. Yine de bu kitabı okuyan bir çocuğun fillere karşı bakış açısı değişir mi diye düşünmeden edemiyorum. Sembolleri okuma konusunda ne kadar başarılı olduğuna göre değişebilir bu. Ayrıca yazar, depresyonu ağır işleyerek çocuk okur üzerinde sarsıcı etki bırakmak istememiş de olabilir. Kitabı halihazırda böyle bir üzüntü veya sıkıntıyla baş eden bir çocuk için bunu kaygı bozukluğuna ve ağır depresyona sürükleyecek bir araca çevirmek de doğru olmaz elbette.
Bu kadar güçlü anlatımların zayıf veya karmaşık kurgu içinde kaybolma tehlikesi yaşama ihtimali üzücü. Biraz daha derinliğe ihtiyacı var kitabın. Hikâye çok yüzeyde kalıyor. Okulun 100 yaşına basması, okulun doğum gününü kutlama ve kutlama için seçilen tema hikayeden bağımsız düşünüldüğünde muhteşem bir detay. Çocuğa kesinlikle bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Üstelik kendinden önceki tarihi öğrenme ve cisimlerin de ruhu olduğunu düşünüp ona saygı ve ihtimamla yaklaşma konusunda da farkındalık aşılıyor. Ancak bu iki dominant konunun aynı düzlemde ele alınması, ağırlık merkezinin kaymasına neden olmuş. Çünkü Olive’in bisikletle bağını bize güçlü şekilde vermedi. Onu alt bir hikâyeyle beslemedi. – Bisikletin daha önce annesine ait olmasının bir önemi yok aslında Olive için. – O babasının araç tamir edecek enerjisi varken ona ait bir bisiklete zaman ayırmamasına takılıyor. Bunu babasının ona verdiği değeri ölçmek için bir araç olarak seçmiş, öyle anlamlandırmış olabilir. Nedeni güçlü bir şekilde vermek çok önemli. O yüzden baştan beri bisikleti tamir edememesine çok takılamadım. Depresyonda olan birinin, özellikle de yokluğuyla depresyona sebep olan kişiyi anımsatacak bir nesneyle ilgilenmek istememesi, onu göremeyeceği bir alana kaldırması çok mantıklı geliyor. Hatta okurken bisikletin ne zamandır tamirde olduğu, Olive’in bu bisikleti ne kadar zaman sürdüğü, bu bisikletle tanıştığı an, ilk sürüşü, neden bozulduğu gibi pek çok detayın olmadığını fark ettim. Bu detayların varlığı çocuğa ölüm melankolisini hissettirmeden karakterle bağ kurmasını çok kolay ve insani bir yolla vermiş olacaktı. Çünkü bisiklet konusu, başlı başına her şeyden bağımsız olarak çocukların bağ kurabileceği bir nesne zaten. Üstelik uzun zamandır seninle olan birinin, bir şeyin yokluğunu çocuk gözüyle anlatmak için de harika bir metafor. Bisiklet konusunun layıkıyla işlenmesi bu kitabı mükemmel kılmaya yetecekti.
Olayların çözümlenişiyle ilgili söyleyeceğim pek bir şey yok. Bu bir çocuk kitabı olduğu için üzüntülerimizin çevremizdekilerin desteğiyle azalabileceğini, sadece neşelendirmek için zaman ayırmamız ve çaba sarf etmemiz gerektiğini göstermek adına bunu çabucak çözümlemesi doğal. Gerçek hayatta bu o kadar kolay değil elbette. Bir yarayı sarmak bir olaydan ziyade birbirini takip eden olaylar zinciriyle bağlantılı olabilir. Bana kalırsa çocuğun da o gri karakterlerin hemen bir gülümsemeyle kaybolmayabileceğini, bunun istikrarlı bir çabayla mümkün kılınabileceğini bilmesi daha iyi olur. Kitaba daha iyi bir son yazmamı isteselerdi muhtemelen baştan beri kafamın içinde çıkmak için isyan eden çözümü söylerdim. Bisikletin tamiri için babasını beklemesi canımı çok sıktı. Çocuğun bisikleti tamir etmek için babasına yardım teklif etmesi veya onu tamir edebileceği başka bir çözüm bulmaya çalışması kitaba mükemmel bir dinamizm katardı ve bu bisiklete dair çözülmemiş bu soruna drama katacağı için karaktere ve kitaba daha sıkı sarılabilirdik. Çocuğun sorununu içselleştirebilir, bu çabasından ötürü ona saygı duyup mutlu sonu için tezahüratlar edebilirdik. Ayrıca babasını ve dedesini mutlu etmeye çalışan karakterine bu çok daha uygun bir davranış olurdu fikrimce. Sonunda bisikleti beraber tamir etmeleri, baştan beri nerede ve neden tuttuğunu açıklaması da mükemmel olurdu. Burada çocuğun mutluluğu yine dışa bağımlı hale geldi. Kitabı kapatınca söylediğim ilk şey “O köpek yakın zamanda yeniden görünür.” oldu zaten. Bisiklet konusu esaslı bir şekilde işlenseydi elbette çözüm daha vurucu olurdu ama bu haliyle olayın tatlıya bağlanması nereden bakarsanız bakın iyi sanırım.