İnsanlığımı Yitirirken
İnsanlığımı Yitirirken Ürüne Git
Melisa Parlak
Kitapkurdu
Çok Enteresan Bir Anlatı: İnsanlığımı Yitirirken
Bir Peren Ercan çevirisi ile Japon kültürüne yaklaşırken hüzünlü bir hikâyeye tanıklık ediyoruz. Anlatıcının çocukluğuyla açılıyor kitap. Çocukluk yıllarından beri yüzüne taktığı görünmez “soytarı” maskesiyle insanları güldüren bir karakter olduğunu anlatıyor. Elbette, aslında içinde kopan fırtınaları da. Perdenin arkasındaki hüznü ve yalnızlığı sadece bir kişi görüyor. Bir başka çocuk. Kahramanımızın anlattığı hikâye boyunca ara sıra geçmişe dönüp o çocuğun adını anması bundandır belki de. Daha sonra liseye gidiyor. Artık evinden uzakta. Büyükşehirde tek başınalığının ve savrulmuşluğunun daha çok farkına varıyor. Sanatın ve siyasetin içine giriyor. O günlerde edineceği bir başka arkadaş, ona hikâyesinin sonuna kadar eşlik etmeyi başarıyor. Yaşamına giren kadınlarla, aile bireyleriyle, diğer insanlarla olan ilişkileri ve yetişkinlik dönemi de hep sancı dolu. Sevilmekten ötürü ızdırap çekiyor. Başarısız olmak ve oradan oraya savrulmak için yemin etmiş bir karakter. Dünyayı görme biçimi oldukça hüzünlü. Bu bakımdan çok enteresan bir anlatı. Yer yer sinir bozucu olsa da zamanı ve farklı kültürleri tanımak ve anlamak açısından okunmalı. Osamu Dazai, melankolik yanıyla farklı coğrafyalarda Sâdık Hidâyet ile benzer bir dili konuşan bir yazar bana kalırsa. Bir de Mark Gibeau tarafından yazılmış ve Elif Kılıç tarafından dilimize çevrilmiş olan sonsözde de bahsedileceği üzere, “İnsanlığımı Yitirirken” pek çok kısımda yer alan gerçekçi ve etkileyici detaylarla, otokurguya göz kırpan tirajikomik bir anlatı.