Çağla Tarla
Jack London’ın kaleminden sıkıcı, anlaşılmaz bir kitap çıkmasının mümkün olmadığını gösteren bir eser daha. Beklediğimden daha kısaydı ancak anlatılabilecek bir sürü fikri kısacık 48 sayfada aktarmış. Tasvir öğeleri ve olay anlatımının çok güzel bir dengede. Zihninizde sanki Alaska’dasınız, hafif üşümüş parmak uçlarınız ve burnunuzla karda bata çıka yürüyorsunuz. Olayların nasıl çözüldüğünü, nasıl o raddeye geldiğini de kitabın sonuna kadar anlayamıyorsunuz, bu da son sayfalara kadar gizemini korumasına ve okuyucunun bir çırpıda kitabı bitirmesine yardımcı oluyor. Nihayetinde ise sizi trajikomik ve karanlık bir son bekliyor. Aşk ve obsesyonun ayrımını düşündürüyor. Eğer salt macera arayışındaysanız belki size hitap etmeyebilir ancak yazarı tanımak isteyen okurlar için tavsiye ediyorum.