Ferrarisini Satan Bilge
Ferrarisini Satan Bilge Ürüne Git
eada
aslında yorum yazmayacaktım, ki bu yorumdan da öte bir şey olacak sanırım. ilkin bu kitabın kişisel gelişim kitapları içinde algılanmasının bir hata olduğunu söylemek gerek. ve ne yazık ki bu yanlış anlaşılma yazarın hikayeyi son derece kötü kurgulamasından kaynaklı. ana kahramanı ele alalım: adam zengin, yaş yetmiş iş bitmiş, ferrarisi bile var! yani belli bir materyal ve fiziksel hayat tatmini yaşamış zaten. bu durum hikayenin inandırıcılığını bitirmiş. bu kitabı okuyan her yurdum insanı, ''ohooo amcam zaten yaşamış, yapmış yapacağını, yumurta kapıya dayanınca kendini vurmuş hindistanlara, dağlara'' diyecektir! işte gerçek tastamam budur. ki zaten hayatı sorgulama ve karar verme sürecine, yaşam-ölüm-amaç ve inanç silsilesini bulma/belirleme inandırıcı bir şekilde çok daha erken yaşlarda olmalıdır, doğru ve isabetli olan budur. bu durum hikayenin içinde aslında çokça iyi yakalamalar ve yönlendirmelerin inandırıcılığını zedeliyor ve konunun kişisel gelişim olarak algılanmasına neden oluyor. yazar, ana kahramanı bilerek böyle seçmişse, inanın bana o hiçbir şey bilmiyor anlamına gelmiyor; biliyor ve fakat edebi bir dilden, kurgudan ve biçimsellikten çok uzak bir kitap. gündelik hayatın karmaşasında uygulama imkanı olmayan öğütleri para harcayarak almak isteyenler için zaman kaybı olarak görünüyor. neden mi? kahramanlara bakalım: hepsinin keyfi gıcır, geçim dertleri yok, öyle ki fazla geliyor da çok geç de olsa aramaya başlıyorlar. oysa hayat bir tatminler dizilimidir, birbirine zincirlemedir. ülkemizde bu kitabın öğretilerini uygulamak ancak belirli bir maddi imkanın ve sosyal güvencenin üstünde olanlarla ilgilidir, ki onlar da bunları bir süre moda şeklinde uygulayacak, daha sonra bırakacaklardır. çünkü kitap boş bir zemin üzerine öğretisini kurmuş: şükür edin diyor ama kime, neye? bundan hiç bahsetmiyor...