q6Lii

Bu ikinci okuyuşum oldu.Okudukça daha da anlaşılır bir hal alan bu kitap dünya klasikleri arasında teşkil ettiği yeri en çok hak eden eser bence.

Betimlemelere önem vermeyen bir yazardı Dostoyevski.Bu yüzden gerekli gereksiz hiçbir sıkıcı betimleme ve yorucu tasvirlere raslamayışım, kitabı okurken içimde en küçük bir sıkıntı hissinin uyanmamasına sebep oldu.Dostoyevski, Raskolnikov'un ruhunu büyük bir ustalıkla çözümlerken aslında o karakteriyle hepimizin soyut tarafını adeta görmüş gibidir.Demek istediğim şudur ki, hangimiz Raskolnikov'da bir parça kendimizi bulmadık?Öfkemizden kudurduğumuz, bunu dışarıya yansıtmak istediğimiz, az da olsa çevremize bu öfkenin etkisiyle zarar vermek istediğimiz anlar hiç mi olmadı?Tüm hayatımız boyunca nefret ettiğiniz bir kişiden kurtulmak hiç mi aklımızın ucundan geçmedi?(Tabi kitaptaki gibi canice değil.)Adaletsizlikler içerisinde yaşadığımız şu dünyada, hiç mi bu büyük sorunları kendi başımıza çözmeye çalışmadık?Hiç mi başkaldırmadık?Ve...Hiç mi aşık olmadık?..

Bu kitabı herkes okuyup gerekli dersi çıkarmalı...