e8akpinar
Üstat
Bu tür kitapları okuduğumda aklıma ve kalbime gelen şey insanın, kemâle ne kadar müştak olduğudur. Onu elde edemesem de -hatta buna niyetim olmasa da- bu iştiyak kalbimin en derin köşelerinden birinde mevcut. Ve ne zaman böyle kitaplar okursam o iştiyak kendisini gün yüzüne çıkarıyor. Belki de ahlâkî olarak eğitimimiz, buna göre yapılsa ve her öykünün ruhumuzda bıraktığı izin üzerine bir şeyler bina edilebilseydi, bugün belki de ruhumda şehirler kurulu olacaktı. Öyle olsa bile bu iştiyakın bitmemesi gerektiği aşikâr. Çünkü kendini yeterli görmek en büyük noksaniyet örneğidir. Ama burada işler karışıyor. Demek ki zirve, son nokta, kâmil insan gibi sıfatlar; sahip olmak için değil, kendini her daim o yolda yürümeye adamak için varlar. Kemâl mertebelere ulaşmak değil de kemâl mertebelerinde yol almak var. İşte bu yüzden olmalı ki, ister yeryüzündeki en noksan insan olsun, ister bütün insanların ‘kâmil insan’ diyerek gösterdiği kimse olsun, hiç kimsenin kemâle iştiyakı bitmiyor, bitmemeli.