Kitabuskurdus
Üstat
“‘Bunca eşya!’ Sofanın ucundaki ahşap basamakları tırmanarak Mücellâ teyzenin yatak odasına girdiğimizde eşyanın, sahibinden geri kaldığında nasıl bir yüke dönüştüğünü ilk kez anladım.” Mücellâ… Kitap bitti, kelimeler koca bir düğüm olarak geldi boğazıma oturdu. Ne kadar hüzün ne çok yaşanmışlık… yaşlanmışlığın içinde eriyen umutlar… Kitap gerçekten çok hüzünlüydü. Konu olarak yakın zamanda bitirdiğim Ayfer Tunç’un “Kuru Kız”ı ile neredeyse aynıydı. Bu tarz benzer konuları işleyen kitapları arka arkaya okuyunca üslup farkını karşılaştırma imkânı da doğuyor. İkisini de çok beğendim. Nazan Bekiroğlu’nun kaleminin ne kadar kuvvetli olduğunu söylememe gerek yoktur herhâlde. Kitapla kalın. “Her şeyi ciddiye almaya yazgılı, yalnız ve mutsuz ama mutsuzluğunun farkında bile değil, kendi içinde bir nabız gibi atarak çoğalıp duran bir kız çocuğu ile kuruyup gitmiş yaşlı bir kız arasında yaşanması her zaman için olası bir sahneydi bu. Tek farkla: Gerçek oldu.”