Yeşim  Sungun
Kitapkurdu
Bekleme Odası, Paris’te başlayan ve okuru adeta bir film senaryosunun içine çeken bir hikâyeyle açılıyor. Roman, Oliver Nathan adlı bir karakter üzerinden, birçoğumuzun hayatında en az bir kez hissettiği o tanıdık ikilemi ele alıyor: Olduğumuz yerde kalmak mı, yoksa bilinmeyene doğru bir adım atmak mı?Yazar, bu kişisel çatışmayı öyle ustalıkla işliyor ki, hikâye bireysellikten sıyrılarak evrensel bir sorgulamaya dönüşüyor. Nathan’ın Cenavi ile karşılaşması, romana bambaşka bir dinamizm katıyor; diyaloglar öyle akıcı ve doğal ki, “Keşke bu muhabbet hiç bitmese” dedirtiyor. Romanın finali ise benim için tam anlamıyla bir sürpriz ters köşe gibi oldu. Hem şaşırtıcı hem de içsel bir huzur veren bu sonun uzun süre etkisi altında kaldım. En son yine yazarın kaleminden 3 yıl önce okuduğum Azad romanında böyle hissetmiştim. Serhat Kaya’nın, romanlarında anlattığı hikayeyi bir sinema filmi gibi kurguladığı hissine kapılmamak elde değil; her sahne gözünüzün önünde canlanıyor, tavsiye ediyorum.