Yüksel Ela
Kitapkurdu
Bazı kitaplar sessiz bir yağmur gibi iner insanın ruhuna. Ceyda'nın hikâyesi de öyle. "Dam üstümüze damlarken" Üç kelime koca bir gençlik dönemini anlatmaya yeter mi? Yetmiş. Dedemin Fincanı'ndaki kelimeler bağrında bir güneş taşıyan minik çiğ taneleri misali ömür dolusu duyguyu barındırıyor. Başta bir şaşkınlığa sebep olan argo ifadeler tiyatral kurguda anlamlı yerini buluyor. Çift maskeli sanatta olduğu gibi. İşte Ceyda'nın hikâyesi de böyle. Bazen kahkaha, bazen hüzün; ama çoğu zaman, düşüncelerimizin derin kuytularında kayboluyoruz. Ceyda, renkli anlatımıyla okuyucuyu kendi hayatının kıyısında yürütmüyor; onu bizzat yaşamaya davet ediyor. Bu roman yalnızca bir hayat hikâyesi değil; coğrafyasız, zamansız bir kadınlık ağıtı; yürekten yükselen bir ses. Satırlarda gezinirken, aile danışmanı Nesrin Hanım'ın bilgece sözleri Ceyda'nın trajikomik anlatımıyla öylesine örülmüş ki, bir öğretiden çok bir yol arkadaşlığına dönüşüyor.