Ugur Dolgun
Kitapkurdu
Edebi inceleme olduğu kadar, modern düşüncenin temsil, dil ve anlam üzerine kurduğu yapıları da çözümleyen Foucault, Roussel’in yazım tekniğinde anlamı üretmekten çok askıya alan ve temsilin merkezini sabitlemek yerine boşa çıkaran bir dilsellik keşfeder; bu, hem sosyal bilimler hem edebiyat için geçerlidir. Sosyal bilimler için, bilgi üretiminin temellerini sarsarken, anlamın da iktidar ilişkileri kadar kırılgan olduğunu gösterir; metin, artık toplumsal düzenin yansımasından öte, onunla birlikte çözülen bir yapıya dönüşür. Edebiyat açısındansa, dili bir anlatı aracı olmaktan çıkarıp kendi içine katlanan, sapkın ve üretken bir forma dönüştürür. Roussel’in metninde delilikle yazının, teknikle hayalin, formülle estetik sapmanın buluştuğu bir labirent kurar; burada modern öznenin temsil kriziyle yüzleşmesini sağlar. Böylece Foucault’nun sonraki çalışmalarında görünür hale gelecek olan bilgi-iktidar-bellek üçgeninin edebi ve epistemolojik ön izlemesi inşa edilir.