Gamze furat
Kitapkurdu
Montesquieu, kendi sesi yerine Rica’nın ve Usbek’in sesiyle konuşarak bu kitabı yalnızca bir felsefi eser değil, aynı zamanda zarif bir edebi oyuna dönüştürüyor. Bu anlatım biçimi sayesinde, yabancı gözüyle kendi toplumuna bakma cesaretini gösterebiliyor. Kitap, Rica ve Usbek adlı iki İranlının Paris’e gelişiyle başlıyor, fakat aslında okur, onların gözünden Fransa’nın kalbine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Başlarda Paris’e hayranlıkla bakan bu iki dost, zamanla yüzeyin altındaki çürümeyi fark ediyor. Güzellik, görgü, akıl ve eğlenceyle övülen bu şehir, aslında yozlaşmış bir yapının üstünü örten ince bir perde gibi beliriyor. Montesquieu, karakterlerini konuşturarak kilisenin ikiyüzlülüğünü, halkın bilgisizliğini, soyluların boşluğunu eleştiriyor. Ama bunu doğrudan bir vaazla değil, zarif bir ironiyle ve keskin bir gözlem gücüyle yapıyor. Kibirle sarılmış Batı aklına, Doğulunun sağduyusuyla yaklaşmayı öneriyor.